Wednesday, July 30, 2014

LEE GARRISON

Uzun zamandir yakinda kaybettigimiz Lee Garrison ve babam hakkinda birsey yazmak istiyordum. Simdi firsat oluyor. Lee babamin en eski dostlarindandi. 1968 ya da 69'da babam ODTU mimarlik'tan yeni mezun oldugu yaz Harvard Universitesinin Sart harabelerinde yaptigi kazi grubunda staj yapmis ve hayati boyu hic kopmadigi Elizabeth Gambosi ve Lee Garrison'la orada tanismisti. "Lee'yi Anneni tanidigimdan daha uzun zamandir taniyorum" dediginde aklim sasmisti kucukken, cunku tabi annem ve babamin birlikteligi sanki dinazorlar kadar eski gibi geliyordu bana.

Cambridge Massachusetts'de, kendi terimiyle kaotik bir dairede studio ve sevdigi kitaplarla yasiyordu. 16 yasimda Amerika'ya yatili okula geldigimde yasal velim olmustu.  Daha iyi bir davet almadigim kisa tatillerin cogunu Lee'nin evinde gecirip, sabah cay, aksam seri esliginde bitmek tukenmez hikayelerini, luzumlu luzumsuz her detaya dikkat vermenin verdigi yorgunlukla dinlerdim. En buyuk ozgurluk evinden Harvard Square'e yuruyup, Urban Outfitters ve onun gibi iki uc dukkana gitmek, ve sonra oralarda bir kafede yemek yemekti. Bu ufak geziler sanki hep Amerika'da bir sehirli olmanin antremaniydi benim icin.

Inanilmaz ince uzun silueti, tiz sesi, eski kusak New England Yankee aksani ve eli sikiligiyla Lee tam bir karakterdi. Babam Lee'ye hep "kizimiz Lee" der, hafif takilirdi. Kendinden bir 20 yas buyuk olmasina karsi, cocuksu hali, biraz da evli olmamasindan dolayi herhalde. Lee'nin Turkiye sevgisi Sart'ta baslamis ve hic bitmemisti. Neredeyse her yil gelir ve bizde kalirdi. Annem, babam ve Lee Edirne'den Iznik'e kucuk seyahatlere cikarlar ve yorgunluk, heyecan karisimi bir havada donerlerdi. Geri kalan zamanlarda da, hepimize ayri ayri gelen mektuplar, kartpostallar, ve onemli gunlerde telefonlar sayesinde hayatimizin degismez bir parcasiydi.Bu arada mektuplar hakkinda da birsey soylemeli - Genelde tipik beyaz bir mektup zarfinin icinden, renkli pastelle yer yer altlari cizilmis bir makalenin fotokopisi ve ufak bir not kagidinin iki tarafini tamamen dolduran bir mektup cikardi. Makaleler her zaman beni duygulandrirdi. Ozellikle universite yillarinda, her 2-3 ayda istedigim kariyeri degistirdigim zaman, Lee en son konusmamizda bahsettigim seyi hatirlar onun hakkinda yazilar yollardi. Lee'nin el yazisi o kadar okunmazdi ki babamla en sevdigimiz mektuba birlikte bakip okunur bir iki kelimeden ve noktalama isaretlerinden iceriginin bilmecesini birlikte cozmeye calismakti.

Babam ve Lee'yle cok ani var. Ama bir tanesi beni hala gulduruyor. Lee babamin portresini yapmak istedi ve 100 kere filan soylemesinden sonra babam beni gormek icin geldigim amerika seyahatlerinin birinde Lee'ye gidip protresine oturmaya razi oldu. Lee hemen bu seyahatin sorumlulugundan heyecanlanip bir bahanelerle ileri bir tarihe atmaya calissa da babam Cambridge'e gitmis ve merasimle bir Cumartesi tahmini 5 saat Lee'nin modeli olarak oturmustu. Babam bu 5 saatte sabirsizlandikca Lee'yi panik sarmisti. Ortaya cikan portrede Lee'nin titrek fircasi ve babamin yorgun ve kizgin ifadesi apacik. Babam saglamken resimdeki tasvirine biraz icerlemis o yuzden de Lee'den  almamisti. Ama simdi resmi gorup  ikisinin de o Cumartesi eski dostlar gibi birbirini cildirtmasini hatirlatmak bana portreyi cok sevdiriyor. Portre tuhaf bir sekilde ikisinde de daha canli simdi. O yuzden umarim Cambridge'den Istanbul'a yolunu bulur bir sekilde.

Iste bu portreye dair eski bir post.
RIP Lee Garrison - you are missed everyday

2 comments:

  1. You made me cried Defne. It was exactly like that.

    ReplyDelete
  2. Aklina ve eline saglik Defne..Ne guzel olmus yazi.Sagolasin..

    ReplyDelete