Tuesday, December 16, 2014

Yazmayali yil oldu, ben artik bunun altindan kalkamayacagimi dusunmekteydim ki bu kis gunesi  cesaret verdi.
nedense hersey arizalanmak icin sanki bu 2014 yilinin sonunu bekledi. Hidrofor; kaloriferler, buzdolabi (25 yildir kullandigimiz bir dolap),ufak tefek elektrik arizasi ve en basta ben; yine de hersey  halledilecek gibi gorunuyor.
Selda'nin duzenledigi bir sergiye katildim ve bu nedenle  bir Berlin gezisi yaptim. 2 gununde Asli da vardi ve ne guzel bir Berlin yasadik.Sergi  de cok mutluluk verdi dogrusu. Bu yasta hala tecrube edinmeye devam ediyor olusum cok tuhaf ama boyleyiz iste, yapacak baska birsey yok.
Iyi olan durumlardan biri mimar Buke Uras'in degerli zamanini verip Halis'in mesleki evrak, proje,kagit, belgelerini duzenleme ,bir kismini atma bir kismini saklama digerini de Edirne U. mimarlik bolumune vermek uzere ayirmasi oldu. Bunu 6 yildir yapamiyordum. Buke sayesinde oldu, sagolsun. Onun bir gun mimarlik muzesi acacagina inaniyorum.

Wednesday, July 30, 2014

LEE GARRISON

Uzun zamandir yakinda kaybettigimiz Lee Garrison ve babam hakkinda birsey yazmak istiyordum. Simdi firsat oluyor. Lee babamin en eski dostlarindandi. 1968 ya da 69'da babam ODTU mimarlik'tan yeni mezun oldugu yaz Harvard Universitesinin Sart harabelerinde yaptigi kazi grubunda staj yapmis ve hayati boyu hic kopmadigi Elizabeth Gambosi ve Lee Garrison'la orada tanismisti. "Lee'yi Anneni tanidigimdan daha uzun zamandir taniyorum" dediginde aklim sasmisti kucukken, cunku tabi annem ve babamin birlikteligi sanki dinazorlar kadar eski gibi geliyordu bana.

Cambridge Massachusetts'de, kendi terimiyle kaotik bir dairede studio ve sevdigi kitaplarla yasiyordu. 16 yasimda Amerika'ya yatili okula geldigimde yasal velim olmustu.  Daha iyi bir davet almadigim kisa tatillerin cogunu Lee'nin evinde gecirip, sabah cay, aksam seri esliginde bitmek tukenmez hikayelerini, luzumlu luzumsuz her detaya dikkat vermenin verdigi yorgunlukla dinlerdim. En buyuk ozgurluk evinden Harvard Square'e yuruyup, Urban Outfitters ve onun gibi iki uc dukkana gitmek, ve sonra oralarda bir kafede yemek yemekti. Bu ufak geziler sanki hep Amerika'da bir sehirli olmanin antremaniydi benim icin.

Inanilmaz ince uzun silueti, tiz sesi, eski kusak New England Yankee aksani ve eli sikiligiyla Lee tam bir karakterdi. Babam Lee'ye hep "kizimiz Lee" der, hafif takilirdi. Kendinden bir 20 yas buyuk olmasina karsi, cocuksu hali, biraz da evli olmamasindan dolayi herhalde. Lee'nin Turkiye sevgisi Sart'ta baslamis ve hic bitmemisti. Neredeyse her yil gelir ve bizde kalirdi. Annem, babam ve Lee Edirne'den Iznik'e kucuk seyahatlere cikarlar ve yorgunluk, heyecan karisimi bir havada donerlerdi. Geri kalan zamanlarda da, hepimize ayri ayri gelen mektuplar, kartpostallar, ve onemli gunlerde telefonlar sayesinde hayatimizin degismez bir parcasiydi.Bu arada mektuplar hakkinda da birsey soylemeli - Genelde tipik beyaz bir mektup zarfinin icinden, renkli pastelle yer yer altlari cizilmis bir makalenin fotokopisi ve ufak bir not kagidinin iki tarafini tamamen dolduran bir mektup cikardi. Makaleler her zaman beni duygulandrirdi. Ozellikle universite yillarinda, her 2-3 ayda istedigim kariyeri degistirdigim zaman, Lee en son konusmamizda bahsettigim seyi hatirlar onun hakkinda yazilar yollardi. Lee'nin el yazisi o kadar okunmazdi ki babamla en sevdigimiz mektuba birlikte bakip okunur bir iki kelimeden ve noktalama isaretlerinden iceriginin bilmecesini birlikte cozmeye calismakti.

Babam ve Lee'yle cok ani var. Ama bir tanesi beni hala gulduruyor. Lee babamin portresini yapmak istedi ve 100 kere filan soylemesinden sonra babam beni gormek icin geldigim amerika seyahatlerinin birinde Lee'ye gidip protresine oturmaya razi oldu. Lee hemen bu seyahatin sorumlulugundan heyecanlanip bir bahanelerle ileri bir tarihe atmaya calissa da babam Cambridge'e gitmis ve merasimle bir Cumartesi tahmini 5 saat Lee'nin modeli olarak oturmustu. Babam bu 5 saatte sabirsizlandikca Lee'yi panik sarmisti. Ortaya cikan portrede Lee'nin titrek fircasi ve babamin yorgun ve kizgin ifadesi apacik. Babam saglamken resimdeki tasvirine biraz icerlemis o yuzden de Lee'den  almamisti. Ama simdi resmi gorup  ikisinin de o Cumartesi eski dostlar gibi birbirini cildirtmasini hatirlatmak bana portreyi cok sevdiriyor. Portre tuhaf bir sekilde ikisinde de daha canli simdi. O yuzden umarim Cambridge'den Istanbul'a yolunu bulur bir sekilde.

Iste bu portreye dair eski bir post.
RIP Lee Garrison - you are missed everyday

Wednesday, April 30, 2014

Mert keman caliyor

Hastanemizin personelinden Sadiye Özyavuz ,oglu Mert 'le ne kadar iftihar etse haklı. Mert gecenlerde Halis'e kücük bir konser verdi.  Hepimiz cok duygulandık, hatta o sırada skype ile Amerika'dan arayan Defne ve Sinan torun da konseri dinledi. Ve Sinan keman calan bir agabey görünce adeta büyülendi. Mert bazı bilinen melodileri de konserine ekledi ve Halis de algıladı. Daha önceki keman dinletisinde yüzünde beliren o üzücü ifade bu defa cok hafif olarak vardı ve keman sesinin onu cok etkiledigine kesin inandık. Mert'e başarılar diliyoruz.

Tuesday, April 29, 2014

yazmadım

Necile ile  Vefa kilise camisine gittik, tabii dışından görebildik. Tarihi cevre perişan, Yangın yeri gibi ortalık. Keşke sanat tarihinden habersiz olsaymışız. Hemen yakınında Şeyh Vefa türbe ve çilehanesi çevresinde eski mezar taşlarını gördük, etkilendik. Zok zarif işler; hele bir mezar taşında muhteşem bir enginar rölyefi vardı ki ,bayrampaşa enginarı, aklımda kaldı. Neden bir mezartaşına enginar kabartması yapıldıgını  da bilmiyorum .

Sunday, February 2, 2014

Pazar Pazar

Dün Yeşim'le üstüste 2 Azeri filmi gördük Pera Müzesinde. Birinciyi cok deneysel ve zayıf tekniginden dolayı vasat bulsam da ardından gelen 1945 yapımı Leblebici Horhor muhteşemdi. Pera Müzesine her gittigimde yaptıgım gibi Tepebaşı'ndan Galatasaray'a dogru giderken sagda, Japon ve yerli harika objeler satilan dükkana ugradık. Orada cok güzel seyler bulabilirsiniz.  Bu günü böyle gecirmekten mutlu oldum. Yolda giderken metroda Cihangirdeki  bakkalımızı gördüm ve gözgöze gelmemek icin koltuga gömüdüm kaldim. Cünkü böyle durumlar ve yerlerde Halis'cigimle ilgili acıklamalar yapmak zor oluyor. Belki birgün iyi cevaplar verebilirim.
Hastanede skype dan Defne'yle yaptıgımız görüşme esnasında Halis'in farkındalıgı var gibiydi.Hele Sinanı duyunca daha fazla ..
Şu self esteem konusuna gelince, ..Işin garibi bunu gittikce komik buluyorum.

Monday, January 20, 2014

Neyzen

Gectigimiz cumartesi günü neyzen Tugay Başar hastanede ney caldı. Muhteşem bir müzikti ve Halis'le birlikte bizi de etkiledi. Tugay bey bizim tedavi müzik cd lerimizi onayladı. demek iyi seyler bulmuşuz. Sonucta "Bir hasta odasında bu kadar huzur olacagını düsünemezdim" diyerek ayrıldı. Bir gün tekrar ugrayabilir. Cok teşekkür ederiz.

Yegen Halis Aral ve Aynur Aral ziyareti

Halis Aral bizim deyişimizle "Ögretmen Halis" ve esi Aynur 'un ziyareti cok duygulandırdı. Istanbulda oturan kızlarını görmek icin geldiklerinde Halis'e de ugramaları ne kadar vefalı bir davranış, sagolsunlar.

Thursday, January 16, 2014

Okumalar

Nihayet su saatini kendi adima kaydettirdim ki bunca yıldır evin eski sahibinin adına kayıtlıydı. Istinye ye minibusle gidiş geliş ve sonra istinye parka istemiyerek de olsa, ugra. "Herkes tükettigi kadar insandır "  ya da  "tükettigin kadar insansın" gibi bir anlayşın her şeye hakim oldugunu gormek ne acı.
gelelim diger zamanlara: Cok kitap okuyorum ve bundan cok keyif alıyorum. Elimde cok kitap var ama şu anda yanımda olandan bahsedeyim. Margaret Mazzantini adlı yazarın Pavese ödülü almış "Sabah Denizi" adli kitabını arkadaşım Ivon Cerrahoglu cevirmiş. Libya'da calkantılı ic savaşın yerinden ettigi insanların yaşadıkları kücük bir cocugun gözünden anlatılıyor. Haber olarak duymaya alıstıgımız ve duyarsızlastıgımız mültecilerin yaşadıgı can pazarına bir cocugun tanıklıgı olarak ozetliyorum. Işte yıllarla birlikte kuşbakışı gormege basladıgım yeryüzü .

Thursday, January 9, 2014

Bugün giderim

Halis'i görmeye giderim. Yapmamız gereken ve yapmadıgımı birseyler var mi? Eminim vardır; bunu düşünmem gerek. Bu düşüncelerle boguşuyorum.
Gecen haftanın mutlu olaylarından biri; eski arkadaşlarımız Marie Christine ve Sabetay Varol'la buluşmamız oldu. Hele en son 7-8 yaşındaki halini bildigim ogulları Manuel'i koca bir genc adam olarak görmek mutlulugun resmiydi. 80 li yıllarda onların da bir parcası oldugu Cihangir'deki mahallemiz harika bir yerdi .  Atif Yılmaz ve Deniz, Serra , Levent Yılmaz,alt  katımızda Orhan Taylan'ın atolyesi, sanatcı,  gazeteci dostlar, universite hocaları, hayat kadınları, eski cihangirliler, tek tük eski Istanbullular, ermeni ,rum komşular o döneme ruhunu veren insanlardı. Işte bu yüzden Marie Christine ve Sabetayla bulusmamiz bütün o yıllara geri dönüş  oldu.


Wednesday, January 1, 2014

Akşam Füsunlar'da başladı ve eski arkadaşlarımızın toplandıgı Cezayir'de bitti. ilk defa yılbaşı akşamı orada olamadım.
1 ocakları severim . Özel bir gündür biraz şaşkınlık ve yeni kararlar almalı düşünceleriyle gecer. Hastaneye gelince hayatın akışının takvimle, sayıyla degişmedigi gercegi carpıyor. Orada herkes işini yapmaya devam etmekte. Ve hastalar da..
Bugun Zeynep Hemşire'yle konuştuk. Halis'in mimar oldugunu ogrenince ne kadar heyecanlandıgını cunku kendisinin mimar olmayı cok istedigini söyledi. Belki olur, cok istenirse olur diye düşünmekten yanayım.