Saturday, May 30, 2009

Jimmy Hatırlattı /Jimmy's Reminder...

Figen Aydıntaşbaş'dan: Halis in durumuyla ilgili biz yakin çevresindekiler, onun durumundan bağımsız olarak zaman zaman iniş çıkış yaşamaktayız. Acaba bizler o anki ruh halimize göre halini, duruşunu, mimiklerini farklı şekillerde mi yorumluyoruz? Bu soruyu cevaplamak mümkün değil...

Her neyse.. Doktor Müjdat Bey'in taşlarla yaptığı terapi seansları devam ediyor. (İlerde taş terapisini ayrıca daha uzun anlatıcam)

Cuma günü, Nur Deriş'in arkadaşı Bayan Mercedes geldi ve Halis'e bir müddet İspanyolca konustu. Halis fizik tedavisi sonrasında yorgundu ve Franco'yu dinledigi kadar canla başla dinlemedi. Fakat 40 yildir Türkiye'de yaşayan ve bir Türk'le evli olan Bayan Mercedes'i tanımaktan mutluyuz.

Son iki haftanın en dikkate değer gelişmesi evdeyken sürekli ipod'unda dinlediği müziği kulaklıkla dinlemesi ve bunun yarattığı etki/uyanıklık oldu. Bunu İngiltere'de yaşayan ve erkek kardeşinin komadan uyanması için büyük mücadele veren Jimmy Moore hatırlattı. (Rory komadan uyandı) Teşekkürler Jimmy bu hatırlatma için. Çünkü odadaki diğer seslerden dolayı cd player ya da radyodan gelen müzik sesi zaman zaman dağılıyor. Kulaklıkla aynı değil...

FROM FIGEN AYDINTASBAS-- Those of us who are close to Halis and see him all the time can have different perceptions of his mood and progress. We have ups and downs, hopeful days and more pessimistic times. Is he really trying to say something or is it us thinking that he is? Is he looking like he likes that song or does he like that song? We think we can feel what he likes, what he doesn't like at this point. But who knows-- there is not scientific measurement to it...

In any case, we are continuing with all we can to stimulate him, Dr. Müjdat is continuing with his stone therapy (more on that later) and he is being taken care of in all other medical ways.

On Friday, we had a friend of Nur Deris, Ms. Mercedes, come by to speak to Halis in Spanish. He was a little tired after his physical therapy session and wasn't as alert as he was when he heard Franco. Still it was very nice to get to know Ms. Mercedes, who has been living in Turkey for 40 years and is married to a Turk, and no doubt Halis also appreciates that.

The most important development of the last two weeks was him listening to his favorites tunes on his ipod with a headset and really visibly liking it. This idea was suggested by our friend Jimmy Moore, who lives in England and has a brother who got out of a coma. Jimmy suggested that the cd player or radio sound in the room was difficult to hear and that it might be better to have him have headphones with songs that he liked. That really worked! Thanks Jimmy for that brilliant tip!

Monday, May 25, 2009

Kilo Vermek.../Weight Watchers...

Pazar günü babam yine tartıldı. Şu anda yaklaşık 70.6 kilo. Yani bu demek ki son 6 ayda yaklaşık 30 kilo vermiş! İşin (traji)komik tarafı, babam ömür boyu kilo vermeye çalıştı ama spor yapmaktan, hatta son yıllarda neredeyse hareket etmekten nefret ettiği için bir türlü başarılı olamadı. Şimdilerde sürekli yatmasına karşın kilo vermeyi başarıyor! Ama bundan kimse babamın beslenmediği sonucunu çıkarması. Doktorlar günlük kalorisini ve besin ihtiyaçlarını iyi ayarlıyorlar.

They weighed Dad again today. He is about 70.6 kilos, which is roughly 154 pounds. This means he has lost 30 kilos in 6 months... The irony is, he tried to lose weight all his life but hated exercise. Now he is losing weight and doesn't have to exercise at all... But don't get the idea that Dad is malnourished. Doctors are careful in calibrating his caloric intake and nutrition...

Friday, May 22, 2009

Gece ziyaretleri / Evening Visitors

Bu hafta babamın epeyi gece ziyaretçisi oldu. Pazar gecesi Füsun 6'dan sonra epeyi yanında kaldı, bebeklerinin sesini dinletti. Çarşamba akşamı Taylan Cemgil uğradı, babamla sohbet etti, yüksek sesle kitap okudu. Taylan'ın gözlemi bir hafta öncesine kıyasla babamın daha aktif olduğu yolunda. Bu gece de eski asistanı ve can dostu Müşerref babamın yanında. Müserref İskender, fırsat buldukça uğruyor, yüksek sesle babama babamın yazdığı öykü kitabını okuyor. (Maalesef henüz bastırma fırsatı bulamadık. Ama hikayelerden biri bu yıl Mimarlar Odası öykü yarışmasını kazanmıştı.) Babam kendi kaleme aldığı öyküleri dikkatle dinliyor.

Bu arada bir kaç hafta önce babamı dayım Mehmet'in Roma'dan arkadaşı Franco ziyaret etmişti. Franco babama İtalyanca ve İspanyolca konuştu. O anda annem de dayım da sanki İspanyolcayı anladığı izlenimine kapıldı. O yüzden bu aralar babama ya İspanyolca bir teyp ya da İspanyolca konuşan birini getirmek istiyoruz.

VISITORS- Dad has many evening visitors this week. On Sunday it was my aunt Fusun, who stayed for a few hours and made Dad listen to the sounds of her babies. Wednesday night Taylan Cemgil has stopped by, reading out loud to him -- which is a good stimulation for Dad. Then Muserref Iskender, his one-time assistant and good friend came over, spending a few hours reading to Dad from his short story book. (Little known fact, he has been writing short stories. Sadly, we haven't been able to get them published yet. But one of the stories received the Chamber of Architects annual story award this year.) Dad attentively listened to his own stories.

Meanwhile, we are looking for a Spanish speaker or a Spanish language tape. A few weeks ago when Franco, friend of my uncle Mehmet Demirel from Rome, was in Istanbul, he came and visited Dad and spoke to him in Italian and Spanish. Both Mom and my uncle thought that Dad was very attentive to Spanish.

Yemek sorunları / Food problems

Bildiğiniz gibi babam, bilinci hala kapalı olduğu için ağızdan beslenemiyor. Yoğun bakımdayken mecburen gastrostomi denilen bir operasyon geçirdi, midesine bir delik açıldı. Ancak bu delik sayesinde beslenebiliyor, ufak bir tüp sayesinde doktorarın 'mama' dediği sıvı besin midesine gidiyor. Ancak babam zaman zaman bu mamayı cok iyi tolere etmedi. Bu hafta da aynı şey yaşandı. Midesi bozuldu. Çarşamba gecesi mamayı tolere edemediği için doktorlar besini 24 saat kapatmak zorunda kaldılar. Mama aleti dün yeniden açıldı. Şimdi her şey yolunda gibi. Neyse ki...

As you might guess, dad is not able to eat or swallow. So he had to have a minor surgery when he was in intensive care, where they made a tiny hole on his stomach so he can be fed by a tube. It sounds worse than it is but this is how he is nourished-- a liquidy nourishment directly goes to his stomach. But on and off there have been times his body has not tolerated this food. Wednesday we had the same issue, when he got a really upset stomach. So the doctors had to turn the feeding device off for about a day. Luckily he is back on it today and everything seems to be fine.

Thursday, May 21, 2009

Nahit ve babam /Dad and Nahit on a Sunday




Nahit Öztürkcan, yoğun bakımdan çıktığımızdan beri her pazar gününü babama ayırdı. Bu dostluğun resmidir. (asağıdaki yazıya bakın ltf)

This is a picture of friendship. Nahit Öztürkcan, one of Dad's close friends, has been spending every Sunday since we left Intensive Care and moved to a regular room with Dad. (see the blog below)

Teşekkürler Nahit / Thank you Nahit, Thank you!


Bu yazıyı uzun zamandır kaleme almak istiyordum. Ama iş güç arasında ancak fırsat oldu. Sonunda annem yüzüncü defa 'Aslı lütfen babanla Nahit'in şu güzel resmini siteye koy' deyince ne kadar geç kaldığımı anladım. Size tanıştırmak istediğim, bu son 4 aylık macerada yanımızda olan bir dost var: Nahit Öztürkcan. Nahit'i nasıl anlatmak lazım? Uzun boylu, sakallı, esmer, son yıllarda hafif göbekli... Yani kafanızda tasarladığınız 'melek' tipiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Ancak bize bu süreçte verdiği duygusal ve pratik destek, hem babam hem de bizler için paha biçilmez değerdeydi. O yüzden onu da Halis'in Melekleri kategorisine sokmak durumundayız.

Nahit ve Bilge Öztürkcan, babam komaya girip bizim akıl ve duygularımızın havalarda dolaştığı ilk günlerden itibaren günlük hayatın pratik konularını bize hatırattılar, iş ve diğer konularda tavsiye ve yardımlarını esirgemediler. Hiç unutmuyorum, babam komaya girdikten 3 hafta sonra, Nahit'in eşi Bilge, elinde bilgisayardan print alınmış bir listeyle gelerek 'Bak Aslı, Nahit'le oturup düşünüp sizler için bir yol haritası çıkardık. Tavsiyelerimiz ve yapılması gerekenlerden aklımıza gelenler bunlar' dedi. Listedeki her madde, bizim ivediyetle yapmamız gereken ama henüz aklımızın köşesinden bile geçmemiş şeylerdi (Örneğin babamın sigorta poliçesini yenilemek). O liste hala masamda duruyor ve hala Bilge ve Nahit'in bizim o sersem halimizde verdiği aklı unutmuyoruz.

Ancak Nahit ve babamın dostluğu, iş, güç ve pragmatizmin çok ötesinde güçlü bir bağ idi. Bize desteği de pratik akıl vermenin çok daha ötesinde oldu. Nahit son 3 aydır her pazar gününü babama ayırdı. Nasıl mı? Yağmur, çamur yılmadan bıkmadan pazar günü eşyalarını toplayıp babamın odasına kamp kurdu, tüm gününü babama ayırdı. Babamla konuştu, tıbbı durumuyla ilgilendi, fizik tedavisine yardımcı oldu. Bunları yaparak hem babama varlığını sevgisini hissettirdi, hem de bütün zamanını hastanede geçiren anneme biraz dinlenme imkanı tanımış oldu.

Nahit, bu dostluğunu unutmayacağız.

FRIENDSHIP -- I have been wanting to write this for a long time but putting it off, until Mom said for the umpteenth time "Please don't forget to put that nice picture of your father and Nahit on the blog." Who is Nahit Ozturkcan? Well, he is tall, dark, has a goatie and lately a little belly. Hardly what coms to mind when you think of an angel. But god, he really has been among his guardian angels since Dad fell into a coma. His support for Dad and for us has been priceless.

Nahit and his wife Bilge Ozturkcan has been by our side since day one. You see Nahit was a close friend of Dad. I remember about 3 weeks after the coma, when Bilge came to the hospital with a printed sheet, reminding us of the practical things we needed to do, things like renewing Dad's insurance or remembering to pay his taxes! Believe me in our over emotional, shell-shocked state, that list was god-sent! I still keep it at my desk and we are still working through that.

But Dad's bond with Nahit far exceeded practical matters. So their support for us was far beyond giving advice or practical help. For the last 3 months since Dad has left Intensive Care and moved to a regular room, Nahit has made a point of spending his Sunday's entirely with Dad. Rain or shine, he came in the morning and left in the evening, reading, talking, playing music and very closely monitoring dad's situation. It is no easy undertaking for an adult man with family and we are so grateful to him for that. It has not only made dad feel his friend's presence, but also allowed mom to rest for a day,which under the circumstances has been priceless... We will not forget his kindness and dedication in our time of need.

4 ay /4 months...

Bugün 4 ay oldu. Babam tam 4 aydır yani 21 Ocak'tan beri komada.

It has been exactly 4 months today - dad has been in a coma since Janurary 21...

Tuesday, May 19, 2009

Türkan Saylan...


Babama Türkan Saylan'ın öldüğünü söylemedik. Şuuru tam anlamıyla yerinde olsaydı, Türkan Saylan'ın vefat haberine çok üzülmüş olurdu herhalde. Her Türk aydını gibi Halis Aydıntaşbaş da eğitim sorunun Türkiye'nin öncelikli meselelerinden biri olduğunun farkındaydı. Gerçi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi değildi. Ama yaklaşık 15 yıl önce Turkan Saylan'la tanışmış, derneğin binalarından birinin restorasyonu için Türkan Hanım'la epeyi sohbet etmiş, ondan sonra da ceşitli vesilelerle karşılaştıklarında hep laflamışlardı. Babam bugün hastanedeki odasında yatarken, Türkan Hanım'ın cenazesi bir kaç yüz metre ilerdeki Teşvikiye Camii'nden kalkacak, kortej hastanenin yakınında kıvrılarak Zincirlikuyu mezarlığına gidecek. 19 Mayıs günü anlamlı bir tören. Ne mutlu bu genç cumhuriyete. Babam gibi Türkan Saylan gibi yüzbinlerce idealist aydının çabalarıyla hep ileriye gitti...

Türkan Saylan -- We didn't tell Dad that Turkan Saylan, a prominent activist for secular education, has passed away. If Dad was in a conscious state, he would have been very upset at the news of her death, as well as her recent detainment under very questionable charges. Like many Turkish intellectuals, Dad knew that education was among the biggest problems in Turkey. He wasn't a member of Saylan's Organization to Support Contemporary Life, which was an NGO dedicated to secular education and scholarship for girls, particularly in eastern Turkey, but he had met Saylan about 15 years ago when she consulted him on a few things regarding a building renovation project. Dad had nice things to say about her and they would occasionally run into each other in various social events in Istanbul. As Dad lies on his hospital bed, Turkan Saylan's funeral today will be in Tesvikiye mosque a few hundred yards away. Then there will be a funeral procession, almost passing by the American Hospital on its way to the Zincirlikuyu graveyard. Today is May 19th, the day that marks the beginning of our war of independence led by Mustafa Kemal against invading armies. One cannot help think how great it is to be living in a country where idealism and the yearning for progress is still very much alive, in the deeds of thousands of people like Dad or Turkan Saylan.

Wednesday, May 13, 2009

Babalar Günü / Father's Day


Bu resim Anneler Günü'nde çekildi. Ama sanki o gün Babalar Günü gibidiydi.... 

This picture was taken this Sunday, on Mother's Day, which for some reason felt more like Father's Day....

Küçük Defne... / A Little Defne...


Bu haftasonu babamı ziyarete gelen konuklardan biri, uzun zamandır görmediği Taylan Cemgil ve ailesiydi. Taylan, bizler için özel biri. Babam Taylan'ın babasını üniversiteden tanırmış. Küçük yaşta babası Sinan Cemgil'i kaybeden ve Almanya'daki annesi Şirin Cemgil'den uzakta yaşamak zorunda kalan Taylan, babaannesi Nazife Hanım ve dededi Adnan Cemgil'le büyüdü. İki kızı olan babam, kızları yaşındaki Taylan'da hep biraz erkek çocuk keyfini yaşadı. Hatırlıyorum bir keresinde ailecek Taylan'la Gümüldür'e gitmiş, giderken Bandırma vapuruna binmiştik. Seyahatte babam ve Taylan, büyük bir keyif içinde hep gemiler nasıl yüzer, arabalar nasıl çalışır gibi teknik meseleler konuşuyor, bol bol gülüyordu. Defne daha küçüktü ve Taylan ve ben ortaokul çağlarındaydık. Hayatta ilk ve son kez babamı kıskandığımı, Taylan'la arasındaki erkek erkeğe diyaloğun parçası olamadığım için burnumdan soluduğumu hatırlıyorum.

Neyse... gel zaman git zaman, Taylan büyüdü, gitar çalmayı öğrendi, koskaca adam oldu, üniversitelere gitti, bilgisayar mühendisi oldu, sonra doktoralar yaptı derken Aslı Cemgil'le evlendi. Uzun yıllar İngiltere'de kaldıktan sonra İstanbul'a taşındılar. Taylan Boğaziçi'nde hoca. Taylan ve Aslı'nın Defne isimde miniminnacık ama cin gibi bir kızları var. Tam bir lokum. Pazar günü ailecek babamı ziyaret ettiler.

Kim ne derse desin, Taylan'ın sesini duymak ve Defne'nin 'Çabuk iyileş' diye minicik elleriyle babamın elini tutması babamda gözle görülür bir heyecan yarattı. İstanbul'a hoşgeldin Taylan ve ailesi...

VISITORS- Among the people who visited Dad this weekend was Taylan Cemgil and his family. A little background here. Taylan is a very special person for our family. His Dad is a college friend of Halis. Taylan's parents were both politically involved people. He lost his Dad at a very young age and his mother Sirin had to live overseas in Germany through much of his childhood. So Taylan pretty much lived with his grandparents Nazife and Adnan Cemgil on the Asian side of Istanbul.

Dad was the proud father of two daughters but I always suspected that he felt a special bond to Taylan, undoubtedly thinking at times how much fun it would be to have a son. I remember one time we were all on vacation in on the Aegean coast and Dad and Taylan would spend hours talking about cars or engines. They were having a good time and believe it or not, I was jealous! 20 years later comes my confession -- that was the first and last time that I felt jealous of Dad and resentful for being a girl.

Taylan of course eventually grew up, got to be a big man, learned to play the guitar professionally, went to college, got to be a computer engineer, then grad school and finally got married to Asli Cemgil. After living in England for many years, the Cemgil family now live in Istanbul. Taylan teaches at Bogazici and the couple have an adorable daughter named Defne! She is a Turkish delight -- tiny but super smart and energetic. On Sunday, they came to see Dad.

Whatever they say about EEG, there is no doubt that Dad felt excited at hearing Taylan's voice and having Defne putting her tiny hands on his and saying "Get well soon." Welcome to Istanbul Taylan and family...

Tuesday, May 12, 2009

Bir Dogum Gunu Kutlamasi/ A Birthday Celebration

ANNEMIN ANLATIMIYLA:

Cuma gecesi Halis'in uzun yillar calisma arkadasi Muserref hastaneye bir pastayla geldi ve yine bir calisma arkadasi olan Serdar'in dogumgununu kutlayacagimizi soyledi. Parti Serdar'a surpriz olacakti ve partinin hazirliklari Halis tarafindan yarim acik gozlerle izlendi.

Serdar geldiginde oda karartilmis ve fevkalade bir dogum gunu partisi atmosferine burunmustu. Heyecan doruktayken yakilinca 'happy birthday' melodisini calan mumdan muzik yukseldi ve Serdar saskinlik icinde kaldi. Candan Ercetin dinlendi, Halis'e tempo tutturuldu. Hastane odasi boyle bir senlik gormedi. Kutlama o kadar heyecanli oldu ki fotograf cekmek unutuldu. Ama pastadan Halis'in payini ayirmayi unutmadik. Nice nice yillara, Serdar.


IN MY MOM'S WORDS:

Friday night a long time colleague of Halis, Muserref, showed up to the hospital with a cake and said we will be throwing a surprise birthday for another co-worker of Halis and Muserref, Serdar. Halis followed the preparations with eyes half closed.

When Serdar arrived, he found a dark room. At the height of suspense, the candle that plays "happy birthday to you!" when lit went off and Serdar was quite surprised. We listedned to Candan Ercetin and moved Halis's arms with the music. The hospital room had not seen this type of celebration before. The celebration was so exciting that we forgot to take pictures. But we did not forget to save a piece of cake for Halis. Happy birthday, Serdar.

Yoğun günler... Busy Days

Son günler babam için oldukça yoğun geçti. Bir sürü ziyaretçisi vardı. Ayrıca EEG olayı makinedeki aksaklıklar nedeniyle yılan hikayesine döndü. Biliyorum hepiniz EEG sonuçlarını merak ediyorsunuz. EEG, ilk ölçümlerden daha iyi, ancak çok yüksek bir beyin faaliyeti göstermiyor. Açıkçası babamın klinik durumundaki gözle görülür gelişmelerden dolayı yanlız biz değil, tüm doktorları vekat hemşileri, ve tabii Şule Hanım, daha iyi bir sonuç istiyorduk. Ancak sabırlı olmamız gereken bir süreç. Doktor Boyacıyan, klinik durumdaki iyileşmelerin EEG'ye yansımasının 1,2-2 ay sürebileceğini söylüyor. Bu yüzden sabırlı olmamız gerekiyor. 

Tabii ki EEG'de daha iyi bir şeyler görmek istiyorduk, belki biraz kendimizi 'gaza getirdik'. Ama Beşinci katta babamla her gün ilgilenen doktorumuz Müjdat Babahan 'Klinik durumuda gözle görülür bir iyileşme' olduğunu, bunun yanlız bizlerin değil hemşire ve doktorların da gözlemi olduğunu hatırlatıyor. Yani sabır...

Dad has been pretty busy over the last few weeks, with a lot of visitors that we will talk about. The whole EEG thing turned into quite a saga because the machine kept breaking down. But all of you probably are dying to know the results. EEG shows that his brain activity is more than the initial measurements in January and February, but it remains low. 

To be perfectly honest, we were all expecting a miracle from this. For some reason, the improvement in his actual situation led us to increase our expectations. And not just us, the nurses, doctors, and Sule Hanim have all been hoping and thinking the EEG results would be higher. But alas, we need to be more patient and give him time to recover at his pace. 

Dr. Boyaciyan says that clinical improvements can take 1,5 to 2 months to show on EEG. Let's hope that will be the case and the next one will look better. In any case, as Dr Mujdat Babahan reminded us today, the improvement in his state is not something that is just observed by us. Other doctors or nurses are also thinking he is better. So we just need a little patience...   

Thursday, May 7, 2009

EEG


EEG ölçümleri buna benziyor. Bu babamınki değil yanlız bir örnek. Şimdi haber verdiler. Bizim EEG pazartesine....

This is not Dad's EEG results but just a random example to illustrate what EEG looks like... We just got the word that Dad will have his test on Monday... 

EEG'yi Beklerken.... Brain Scan Day

Babam iki gündür fena değil. Kah uyanık, kah uykulu... Bugün aslında 'EEG'si yapılacaktı', yani beyindeki faaliyeti ölçen bir makineye girecekti. Bütün gün heyecanla bekledik. Ancak EEG makinesi bozuk olduğu için Dr. Ari Bey ölçümün yarın yapılacağına haber verdi. Anladığım kadarıyla EEG beyindeki faaliyeti elektronik olarak ölçüyor. En son bir buçuk ay önce EEG'si yapıldığında çok yüksek bir faaliyet çıkmamış, bu da bizi biraz üzmüştü. EEG tek gsterge değil ama önemli bir gösterge. Fakat o zamandan beri babam daha aktif, daha tepkili gözüküyor. Biz de bunun yarın çekilecek EEG'ye yansıması için dua ediyoruz... Sonucu öğrenir öğrenmez buraya yazıcağız... 
 
WAITING FOR THE EEG-- Dad is all right-- at times sleepy, at times quite awake. We were waiting the whole day today for his EEG, which is an electronic brain scan, when Dr. Boyaciyan finally told us that the machine was not working and that they rescheduled the scan for tomorrow. This machine measures brain activity by electrical waves. It is different from MRI, which maps out the brain, and is a good way of measuring how much activity is going on in there-- although it's not the only indicator by any means. Last time he had an EEG scan was about a month and a half ago, and truth be said, there wasn't a high level of brain activity then. But that was the early days of coma and he was still under heavy anti-epileptic medication. Since then, he has been really awake and more reactive. We are hoping that is reflected in tomorrow's EEG. Will keep you posted...! 

Tuesday, May 5, 2009

Gulser Hanim


Gulser Hanim yillardir babamin heyecanli dogasindan veya isten gergin oldugu zamanlarda onu yumusak masaji ve tatli diliyle gevsetmisti. Halen babami her hafta hastanede ziyaret ediyor. Annem Gulser Hanimin ziyaretlerini soyle anlatiyor:

"Gulser Canay Halis in meleklerinden biri. Daha onceden beri arkadasimiz olan Gulser Halis'e masaj yapiyor, enerji veriyor ve iyimser mesajlariyla onu canlandirmaya calisiyor. Odaya girer girmez alcak sesle soyledigi 'Halis Bey ben Gulser, daha iyi olacaksiniz insallah' in tatli tonu ve aksani aklimdan cikmayacak sanki. Kendisi Bulgaristan Tatarlarindan ve bu halkin kulturune, folkloruna dair arastirmalar yapiyor. Ben yasli insanlardan derledigi soylence ve masallarin tiryakisiyim. Haziranda Kirim da bir kitabi basilacak. Tatarca da olsa kitaptan Halis'i haberdar edecegiz. Gulser in uyguladigi geleneksel dogu, cin masajinin Halis e cok faydasi oluyor."

For years, Gulser Hanim has been able to ease my dad's tension resulting from his excited personality and stressful work life. She continues to visit him weekly in the hospital. Here is more on her visits told by my mom:

"Gulser Canay is one of Halis' angels. Gulser who has been our friend for some time, tries to stimulate Halis' brain by her special massage and energy treatments, as well as her optimistic outlook. I will never forget the way she mutters in a soft voice "Halis Bey, Gulser is here. You will get better inshallah" as she enters the room every week. Gulser is a Tartar from Bulgaria and she does research on the culture and folklore of her people. I am addicted to hearing the old stories and tales that she collected from elderly Tartar through the years. Her book on the topic will come out in Crimea in June. Though the book will be in Tartar, we will make sure to let Halis know of it. Halis really benefits from the traditional Eastern and Chinese massage that she applies."

Sunday, May 3, 2009

Yeni Oda / New Room


Babam yeni odaya taşındı. 5540 no'lu oda açılınca, annem Cuma gecesi büyük operasyonu tekbaşına gerçekleştirerek babamı yeni odaya taşıdı. Aynı katta, iki oda yandayız. Ama yeni oda çok geniş, aydınlık ve ziyaretçilerin yüzünü güldürecek kocaman bir kanape var. Ayrıca babam yattığı yerden bakınca pencereden çok emek verdiği Şişli'deki Elit Plaza'yı görebiliyor. 

NEW ROOM --Dad has been moved to a new room. He is still on the 5th floor, but two doors down. Mom pulled this big operation Friday night and it feels great. The new room is spacious, has skylight and a comfy couch. From where he is lying, he can see the high-rises and the Elite Plaza in Sisli, one of his great contributions to Istanbul skyline.  

Saturday, May 2, 2009

Aşk.../Love...


Annem bu aralar çok güzel bir tempo tutturdu. Sabahları erkenden babamın yanına gitmek- tense gün içinde daha geç gidiyor, akşam geç saatlere kadar orada oluyor. (Bu sistem çok mantıklı oldu çünkü güzdüzleri zaten Şule Hanım hep orda.) Bu resmi gün akşam, annem babamla tatlı tatlı konuşurken çektim. Bana göre sevginin resmi. Sessizce aşk... 

SNAPSHOT OF LOVE- These days Mom has a new daily routine. Instead of visiting Dad early morning and coming home in the evening, she has been going over to the hospital later in the day, and spending time till late hours. It makes a lot of sense because during the day Sule Hanim is there and no point in duplicating efforts. I took this picture last night, when I found Mom sweetly talking to Dad and him listening. It's love, as Defne had noted a few weeks ago, albeit a quiet one... 

Hastaneden 1 Mayıs/ Labor Day Chaos

1 Mayıs yine Türkiye'de itiş kakış ortamında, geçen yıllar kadar olmasa da gerilimli geçti. DİSK ve diğer sendikalar Taksim'de kutlama yaparken, kim olduğunu bilmediğimiz bir grup, Şişli ve Mecidiyeköy sokaklarında polisle kovalamaca oynuyordu. Tabii Amerikan Hastanesi de bu gerilim ortamından nasibini aldı. Hastane yakınlarındaki göstericileri kovalayan polis gaz bombası atınca, öğle saatlerinde Türkiye'nin en nezih semti sayılabilecek Nişantaşı'nda göz gözü görmez oldu. Kuşkusuz 2009 yılında AB adayı bir ülkeye yakışmayan manzalar bunlar. Ama bizler açısından tam bir 1 Mayıs Klasiği! 

Neyse ki babam o esnada tekerlekli sandalyede günlük oturma seansında koridorlarda turlamaktaydı. Şule Hanım dışarıda olaylar olduğunu duyunca hemen odaya koşup pencereleri kapatarak babamın odasının gazdan etkilenmesini engelledi. Bu sayede 1 Mayıs-zede olmaktan kurtulduk. 

LABOR DAY CHAOS-- As usual, May 1st Labor Day was quite chaotic in Turkey. This year, major unions were given the right to have a symbolic gathering in Taksim for the first time and that went fine. But while that event was taking place, some smaller marginal groups were clashing with the police on the streets of Sisli and Mecidiyekoy. 

American Hospital was not unaffected by this silly back-and-forth thing. When police used fire gas against the demonstrators in Nisantasi, inarguably Turkey's most upscale neighborhood looked like Beirut a la 1975! Thankfully the events were over by early afternoon and for most of us in Turkey, this is classic Labor Day stuff! 

Dad was on his daily wheelchair session through most of this. Sule Hanim was touring the corridors with him. When she heard about the mayhem outside, she quickly ran back to Dad's room and shut the windows, so the gas would not come in. This was important because I believe some of the other rooms where patients or nurses could not immediately shut the windows -- on what was a gorgeous spring day- were affected. Alas... this is Turkey for you:)