Wednesday, December 30, 2009

Yeni yila dogru

Yeni bir yila dogru Halis'in genel durumu ile ilgili bilgi veriyorum: Tibbi acidan 'stabil' deniyor. Beslenme ile ilgili sorunlar, enfeksiyon atlatildi. Son gunlerde kilo vermis olmasina ragmen daha guclu gorunuyor, dogruluyor, basini, kol ve bacaklarini hareket ettiriyor. Yanindayken konulara , konuklara ilgi gosterebiliyor fakat bu bazen kisa sureyle oluyor. Yani bize gore az da olsa bir gelisme var ve daha fazlasi icin umut veriyor bu durum. Havalar iyi gittigi icin hala acik havaya cikiyor. Beslenmenin agiz yoluyla yapilabilmesi buyuk bir asama olurdu fakat hala bu olasilik uzak bir ihtimal. Kim bilir? Fizik tedaviye yogun olarak devam ediliyor. Herkese iyi yillar.
Yilbasi gecesi saat 10 ile 12 arasi hastanede Halis'in yanindayiz. Bilginize..

Wednesday, December 9, 2009

Doktor Bey'e/ To the Doctor

Daha onceki haftayi daha uyanik geciren Halis birkac gundur daha uykulu. Acaba ilaclarinda bir degisiklik oldu mu diye merak ettim ve kas gevsetici ilaci bir doz arttirdiklarini ogrendim. Uzun zamandir suren bir tartismayi buraya aktariyorum ozetle: Bazi doktorlar fizik tedavi sirasinda yumusak bir vucut istediklerinden kas gevsetici ilaci tek cozum olarak goruyor. Bizler, kasilmanin egzersiz, duygusal temas gibi baska faktorlerle azaltilabildigini goruyoruz fakat karar verici konumdaki doktorlara bunu kabul ettirmek zor oluyor. Bunun bir mucadele haline gelmesini istemiyoruz. Cunku ilac yararli ama cok uyku verdiginden diger iletisim imkanlari kisitlaniyor. Umarim Dr Bey anlar bu dusuncemizi...

Halis spent the last few days sleepier than the last month. I wondered if this was due to a change in his mediacation and learned that the hospital increased the dose of muscle relaxers. I wanted to fill you in on this long on-going discussion: Because some physical therapists want the patient to have a supple body when they work on them, they see muscle relaxers as the only solution. We, on the other hand, see that muscle spasms are reduced with exercise and emotional stimulation/ connection, but we find it hard to have the doctors agree with us. We don't want this to be a conflict. The medicine is helpful but because it makes Halis very drowsy, it limits our efforts to try to communicate with Halis and stimulate him. I hope the doctor will understand us...

Sunday, November 29, 2009

Babamla 1 Hafta/ 1 Week with My Dad


BU hafta Kurban Bayrami ve Thanksgiving dolayisiyla Istanbul'daydim. Babami cok iyi buldum. Gectigimiz Nisan ayi babami en zinde gordugum zamandi. Gun icinde bircok zaman daha uyanik veya ayik gozukup zaman zaman algiladigina yordugumuz goz temasi, sesin geldigi noktaya gozunu kaydirma ve komut izleme gibi hareketleri yapiyordu. Ancak ondan sonraki 2 seferde daha sakin, uykuluydu. Bu sefer ise Nisan'daki zindeligi geri gelmisti. Ne mutlu! Bence bu gelismeler devam edecek, babamin gun icinde uyanik kaldigi zamanlar gittikce uzayacak.

THIS week I was in Istanbul for Eid and Thanksgiving holidays. My dad looked good to me. Last April was when I thought he looked the best. Throughout the day, he looked alert or awake numerous times and made us think he had moments of consciousness with his following with his gaze, commands and steering his eyes to the direction of sudden sounds. The two following visits in the summer, he was sleepy and calm. This time he looked as awake as he was back in April. How great! I think that these developments are going to continue and he will be awake for longer and longer periods during the day.

Thursday, November 26, 2009

Gelisim var mı?




Son hafta Halis daha uyanik, daha farkinda gibi. Beklentimizi yuksek tutmamaya dikkat ediyoruz ama Defne de bu gelisinde zihnen daha acik buldugunu soyluyor. Henuz bir karara varmak icin yeterli sonuc yok ama bu aralar daha iyi denebilir.




Genclik yillarinin populer muzik grubu Peter, Paul and Mary'nin cd sini dinliyor ve defne'nin getirdigi bu cdyi dinledigini, duyumsadigini dusunuyoruz.


Thursday, November 19, 2009

Acik Havaya Cikmak

Yaz boyunca Halis'in gunluk 2 saat suren oturma seansinin bir saati acik havada geciyordu. Tabii hastanede merakli gozlerden uzak ve sokagin normal gurultusunu duyabilecegi bir yer bulabilmek kolay degildi. Sonbaharin gunesli gunlerinde de bunu devam ettirdik ama havalarin sogumasiyla birlikte artik acik havaya cıkmasi dogru olmayacak.

Fizik tedavi doktoru ricalarımızı kırmayarak kas gevsetici ilacın dozunu yarıya indirmegi kabul etti. Boylece daha uyanık kalıyor ve bu da uyarılara daha acık olması demek. Tabii kaslardaki gerginligi egzersizle aza indirebilmek kosuluyla. Yatan bir kimsenin en onemli sorunlarindan biri bu.

Friday, November 13, 2009

Fizik tedavi / physical therapy


Ayse Hanim'in fizik tedavi seanslari... / Physical therapy by Ayse Hanim...

10 Kasim
Ataturk'un olum gunu herkes icin cok sey ifade eder ve Halis'in de bu duyarliligini bildigimiz icin 10 Kasim saat 9'u 5 gece sokaktan ve tv den gelen siren seslerini duymasini sagladik. Zaten sese karsi cok hassas . Hafizasini tetiklemesi icin , bir yaninda Sule bir yaninda Figen olarak, tv yayinindaki ne eslik ederek Istiklal Marsi ni soyledik. Bakalim bunlar bir ise yariyacak mi?

Novmber 10th
The anniversary of Mustafa Kemal Atatuk's death means a lot to many Turks. Because we know how he feels about it, that day we opened the windows and made sure that he heard the sirens and the car honks from the street. Exactly at 5 past 9 in the morning. He is very sensitive to sounds. In order to trigger his memory, we turned on the tv. Sule and I sang the national anthem alongside the tv. Let's see how he will react. (FIGEN)

Tuesday, October 6, 2009

Bayram Tirasi/ Eid Haircut


Bayram bayagi geride kaldi. Ama bayram tatilinde babamla vakit gecirdigim sirada yazmaya firsatim olmayan bazi seyleri aktarmak istedim. Hazirlik fasli oncelikle. Bu ftorafta annem bayram ziyaretclerine hazirlik olarak kocacigini ter temiz tiras ediyor.


Eid is long over. But I still wanted to mention a few things that I did not have a chance to from my time with my dad during Eid. First the preparations. In this photo, mom is giving a clean shave to her husband ahead of Eid visitors' arrival.

Monday, October 5, 2009


FIGEN ANLATIYOR: Halis hastaneye geldiginde 93 kilo civarindaydi. Hayati boyunca kilo vermege calisti. Bir ara 61 kiloya inince endiselendik fakat dun aksam haftalik tarti seansinda 65 kilo oldugu goruldu. Oldukca iyi bir durum. Fotografta Eda Hemsire, Duygu Hemsire ve Hastabakici Engin Bey Halis'in kilo hesabini yapiyorlar. Yatakta tartildigi icin, onu cikar bunu ekle derken benim akil erdiremedigim bir hasaplama gerekiyor.

FIGEN SAYS: Halis wanted to lose weight all his life, as many of you know. When we came to the hospital, he was 93 kilos (around 205 llb). Initially we were happy about him losing weight. But at some point through his stay, he got as low as 61 kilos, leading is to worry a little and adjust his nutrition. He is now 65 and that is very good for him. In this picture, the nurses Eda, Duygu and Engin are calculating his weight. Because they measure it while he is lying down, they do a complicated set of calculations which are beyond me...

Saturday, October 3, 2009

Sid Goldstein


29 eylul de Halis'in uzaklardan gelen bir ziyaretcisi vardi. Halis ve Sid Goldstein'in arkadasliklari 1966 Sardis arkeolojik kazilarindan baslayarak devam etti. Sid Islam cam sanati uzmani ve yillarca Saint Louis Muzesinde calisarak henuz emekli oldu. Kendisi blogu takip etmekte oldugundan Halis'i gorunce az cok nasil bir tabloyla karsilasacagini biliyordu.Uzun, tatli bir sohbet oldu, anlatan Sid, dinleyen Halis olarak.Sid'in Ingilizce konusmasi ayrica bir uyaran olmustur diye dusunduk. Tesekkurler Sid, vefali dost. (FIGEN)

On September 29, Halis had a friend from afar visiting. The friendship between Halis and Sid Goldstein go way back, to 1966 Sardis archeological excavation in the Aegean region. Sid eventually went onto becoming an Islamic art and glass expert and has recently retired from one of America's major museums, the Saint Louis Art Museum. He had been following the blog, and decided to come to Istanbul following an event he was attending in Athens. He knew more or less what to expect because of the blog. They had a long conversation and Halis listened to Sid intently. I was hoping hearing English might be a stimulant for Halis. Thank you Sid for coming by. You have been a loyal good friend.

Thursday, September 24, 2009

Karamustafa Ailesi/ The Karamustafa Family



Gectigimiz carsamba gunu aksamustu sadik dostlar Sadik, Gulsun ve Ayse Karamustafa Halis'i ziyarete geldi. Guzel oldu dogrusu.Her zaman canli, neseli gormege aliskin olduklari Halis'i boyle gormek sevenleri icin zor oluyor. Yine de herkes daha neseli bir ortam saglamak icin elinden geleni yapiyor. Bir sure gectikten sonra anilar, sakalar ve konusmalarla Halisle bir iliski kurmaya gayret ediyorlar. Bence bu defa da Karamustafa ailesinin fertleri iletisim kurmayi basardi. Halis de dogrulup bakmaya calisarak elden gelen gayreti gosterdi.Bir dahaki gorusmede daha etkin bir iletisim kurulabilmesi umuduyla ayrildik.
Son haftalarda diger bir gelisme gunasiri yapilan banyo oluyor.Dusun altinda suyun temasi ile bir rahatlama ve normallesme yolunda bir adim oluyor.Herkese selam. (FIGEN)

Last Wednesday we had Sadik, Gulsun and Ayse Karamustafa visiting Halis. It was nice. For people who are used to seeing Halis in his typically good mood, hospital visits are very tough. Still people do their best to have a positive atmosphere. Memories, jokes, speeches -- all help establish a connection. I think Karamustafa family could really connect to Halis. He tried to rise up at some point, as if he was trying to get up. They left hoping to once again bond with him on his next visit. He gets a bath every other day. Being under the shower makes him feel relaxed. Hi to everyone. FIGEN

Monday, September 21, 2009

Aspirasyon/ Throat Cleaning

Son haftalarda kayda deger bir iyilesme olarak aspirasyona daha seyrek gerek duyuldugunu, cunku Halis'in kendi kendine bunu sagladigini sayabilirim.

One improvement in the last few weeks has been that Halis has needed less nurse help for throat cleaning, because he has been doing it mostly himself.

Iyi Bayramlar/ Happy Ramadan


Buraya birkac gun gelip babami gorme firsatim oldu. Tam da bayrama denk geldi! Mutlu bir tesaduf...

Babam bu gunler yorgun, bayram gunlerinde hastane durgun ama bizim umidimiz yerinde. Yeni bir enerji ile babamla iletisim kurmaya karar aldik annemle.

Hepinizim bayrami kutlu olsun. Onumuzdeki yil umarim babam da bayram sekerlerini hic degilse tadabilecek.


I had a chance to come over for a few days to see dad. It coincided with the Ramadan holiday...

Dad has been somewhat tired the last few days and the hospital quiet due to the holiday. But our hope is intact. We decided, with mom, to communicate with dad, with a new level of energy.

Happy Ramadan all! I hope that next year Halis is going to be able to at least taste the Ramadan candies.

Monday, August 10, 2009

Yeni Bir Dokunus/ A New Touch



GECEN haftanin en guzel olayi Fizyoterapist Ayse Demirhan in Halis'in tedavisine katilmasi oldu. Daha ilk seanstan, rehabilitasyona gosterdigi farkli yaklasim belli oldu. Kendi ifadesiyle 'Eger inanmazsaniz rehabilitasyon cok sikici bir istir. Uzun zaman bir gelisme goremiyebilirsiniz, ama sonucu gorunce butun bu zahmete deydigini anlarsiniz.' Kendisi bu yuzden rehabilitasyonu severek yapiyor.

Hacettepe Universitesi Fizik Tedavi Yuksek Okulu, 1978 mezunu. Norolojik rehabilitasyon konusunda uzman, ayrica spastik cocuklarla calismalarinda basarili sonuclar almis. 20 yillik devlet memuriyetinden emekli olup Antalya'dan istanbul'a tasinmis. Cesitli ozel egitim ve rehabilitasyon merkezlerinde calismis. Evli ve 3 oglu var. En buyuyu Halis'in meslaktasi, genc bir mimar. Ayse Hanim isinin disinda, resim yapmayi seviyor ve bos zamani olursa resim kurslarina gidiyor.

Halis'e duyu, algi ve motor butunlesmeyi saglayan bir egzersiz programi uyguluyor. Duyulari uyarici uyaranlar gonderiyor, gorsel - isitsel yolla iletisim kurmaga calisiyor ve cevap aliyor.

Seans sirasinda onu izlemek cok etkileyici. Adeta kendini kaptiriyor. Belli ki isini butun ruhuyla yapiyor. Blog okuyucularini gelismelerden haberdar edecegiz.


BEST event of the last week has been the addition of physical-therapist Ayse Demirhan to Halis's rehabilitation team. Her different approach to rehabilitation made itself apparent from the first session. In her own words, "Rehabilitation is a ver boring process if you don't have faith in it. You may not see a change for a while, but when you actually start seeing the change, you realize that it was all worth it." This is the reason she does her job with love and excitement.

She got her degree in Physical Therapy from Hacettepe University in 1978. She is an expert in Neurological Physical Therapy and has also gotten success in her work on children with developmental problems. She retired after 20 years of government work and moved from Antalya to Istanbul. She has worked at several special education and rehabilitation centers. She is married and has 3 sons, the oldest of which is an architect like Halis. Besides her work, Ayse Hanim likes to paint and attends painting classes in her free time.

She continues to administer a therapy program on Halis aimed at bringing together his senses, perception and motor movements. She gives him sensory stimulation, tries to communicate visually and verbally, and gets responses back!

It is breathtaking to watch her during her sessions. She is almost in a trans. It is obvious she puts her soul into doing her job. We will keep the blog readers abreast of developments.

Friday, July 31, 2009

Ari Bey der ki.../Dr Ari says

Geçen gün nörölog doktorumuz Ari Boyacıyan'dan güzel bir cümle daha duyduk. Az ve öz konuşan Ari Bey, rutin muayenelerinden birinde, Şule'ye 'Çok iy, çok iyi demiş.' Ertesi gün aynı şeyi anneme de tekrarlayıp ufak ilerlemeler gördüğünü söyledi. Tabii bizler artık bu tarz ilerlemelerin ille de devasa değişim anlama geşmediği konusunda tecrübeliyiz. Havalara zıplayıp şampanyalar açmadık. Ama ister istemez sevindik. Annem de zaten ufak değişimler olduğunu, babamın kısa süreli komutlara uyabildiğini (Örneğin 'Beni duyuyorsan gözünü aç ve kapa' deyince çok hafif çoook cılız bir hareketle bunu yapabiliyor) söylüyor. Ve bu tabii ki çok önemli. Bu ilerle me aslen annemin (Şule'nin de yardımıyla) Defne'nin Amerika'dan gönderdiği Komadan Uyandırma Programı'nı uygulamasıyla oldu.

The other day, we heard another slightly hopeful sentence from our neurologist, Dr. Ari Boyaciyan. During one of his routine visits, he told Sule, "Very good. It is looking good." And repeated that to Mom the next day, saying he saw some improvement. Of course we are very very cautious at this point and do not jump up and down the way we used to in the beginning. But Mom also thinks he can momentarily follow tiny tiny commands ("close open and your eyes if you hear me") and this is very great. All this largely thanks to her (and Sule's)efforts to implement the coma awakening program that Defne found in the States.

Tuesday, July 28, 2009

Babam ve Minik Kuzen Mehmet Ilkem/ Dad and Little Cousin Mehmet Ilkem


Babam ailenin en buyugu, bugunku ziyaretcisi ise ailenin en kucugu Mehmet Ilkem Demirel'di. Fusun'un bir yasindaki oglu Mehmet Ilkem, babamin komada oldugundan bihaber nese icinde gulup durdu...

Today he was visited by the youngest in the family, Fusun's one year-old son Mehmet Ilkem Demirel. Little Mehmet was laughing and screaming and Dad had his eyes open.


Monday, July 27, 2009

Esperanto Konusmak/ To Speak Esperanto


Figen'den: Halis’in artık Kırımlı (Ukrayna uyruğu) yeni bir bakıcısı var: Dilara Hanım. Dilara Hanım aynı zamanda hemşire. Şule bu ay sonunda ayrılacağı için Dilara Hanım’ı bulmamız çok önemliydi. Mutluyuz.

Yaz sıcağı ve tatil dönemi, Halis’in düzenli ziyaretçilerinde bir düşüşe sebep oldu. Buna karşın, geçen gün hos bir sürpriz yaşadık. Akademiden eski dostumuz Demet Sayınoğlu (resimde) Halis’in durumu yeni duymuş, duyar duymaz da Denizli’den uçağa atlayıp bir günlüğüne geldi.

Vaktiyle Demet’in babası Türkiye’de Esperanto diye adlandırılan uluslararası dilin Türkiye temsilcisiydi. Halis’in de ne zamandır Demet’in babasının belgelerine ilgisi, o konuda bir proje isteği vardı. Demet’e sık sık bunu gündeme getirirdi.

Bu kez konuşan Demet, dinleyen Halis oldu. Demet projeden söz ederken Halis’in derin nefes aldığını gördük.


From Figen: Halis has a new caretaker, Dilara Hanim from Crimea, Ukraine. Sadly Sule is leaving us at the end of the month, so we are happy to have found Dilara.

In the heat of summer, there has been a slight fall in his usual roll of visitors. Still plenty of people come by the hospital every week. The other day, we had a big surprise. Our friend Demet Sayinoglu (in the picture) has apparently just heard about Halis'in illness from mutual friends. She jumped on the plane and came to Istanbul for a day -- all the way from Denizli.

Demet's father used to be an expert and a representative of Esperanto, an international language that was designed to be spoken all over the world but never took off. Halis used to be fascinated with Demet's father's documents and always wanted to do a project about that.

This time, it was Demet who did the talking. When she started to talk about her father's work and doing a project, Halis heavily sighed.

Monday, July 20, 2009

Figen'den Son Durum Degerlendirmesi/ Update from Figen

UZUN zamandir Halis'in durumuyla ilgili sizleri bilgilendiremedik. Genel durumu duzenli, simdilik problemsiz gidiyor.Defne'nin gelisi ve benim tatilden donusume hayretle gozlerini acarak ve bizi hissederek, dinleyerek cevap verdi.

Artik zaman zaman limonlu cay, ayran, meyve suyu gibi icecekleri cok az miktarda vermegi deniyorum. Bir tatli kasigni asmayacak kadar. Bunu sadece ben yapiyorum cunku bogazina kacmadigindan emin olmak ve cok dikkat etmek gerekiyor. Ayrica tekerlekli sandalyeye oturtup dus da yaptiriyorlar.

Bu aralar temmuz sonu ayrilacak olan Sule Hanimin yerine yeni bir bakici aramaktayiz. Bazi adaylarla gorusuyoruz. Daha 2 ay hastanede kalacak olan Halis'e sevgiyle, dikkatle ozenle bakacak birisini ariyoruz. Turkce konusan biri olmali. Bu konuda fikri olanlar bildirsin.



IT'S been a while since we last gave you an update on Halis' condition. In general Halis' condition is orderly and without problems for the moment. Defne's visit and my return from vacation prompted Halis to respond with great surprise, with eyes wide open.

From time to time, I started feeding him small quantities of tea with lemon, ayran, fruit juice. These have to be in minuscule quantities not extending a desert-spoonful. Only I administer this as one has to be very careful so that the liquid going down the wrong tube. In addition, Halis sometimes takes showers while sitting in a chair.

These days, we are in search of a caretaker to replace Sule who will leave at the end of July. We have been seeing some candidates. We want someone to take care of Halis with love and care during the next 2 months that he will be in the hospital and beyond. Someone who speaks Turkish. Please let us know if you have any recommendations in this area.

Thursday, June 25, 2009

Kokular/ Tastes

KOMADAN uyandırma programını (Defne daha önce blog yazmıştı) Halis uyanik oldugu zamanlar uygulayabiliyoruz. Ama tam tamına uygulamak zor.

Dün daha çok kokularla hatırlatma programına yoğunlaştık. Önce kahve (‘Hımmm, yemek üstüne az şekerli kahve ne güzel’ diyerek), ardından rakı (‘Hatırla beyaz peynir ve kavunlane güzel gider’) ve nane (‘Annenin yoğurt çorbası nanesiz olmaz’). Ardından nihayet her gün kullandığı traş losyonunu koklattım. Halis’in tüm bunları kokladığını, beyninin bir köşesinde bir kıvılcım yandığını hissettim. Bir de hiç sevmediği lavanta kokusu var ki onu bugüne sakladım! Tabii maksat tepki uyandırmak… sevdigi kadar sevmedigi kokularla da olur.

Ayrica cok az da olsa dondurma tadiyor ve zevk aliyor. Bugünlük bu kadar.
-- Figen


WE continue the Coma Recovery Program that Defne wrote about before when Halis is awake. But it is hard to administer it in its entirety.

Yesterday we focused on stimulation using scents. First coffee ("Hmmm, great to have a medium-sugared Turkish coffee after a meal"), then raki ("Remember this goes great with melon and feta cheese") and mint ("Your mom's yogurt soup always has a ton of mint"). At the end, I made him smell the after shave he used every day. I felt Halis taking in all these smells, and a lighting bolt going off somewhere in his brain. I saved the lavender scent which he hates for today. At the end of the day, the aim is to trigger a reaction whether with things he likes or dislike.

In addition, he tastes and enjoys a tiny bit of ice cream. That's it for the day
-- Figen

Wednesday, June 24, 2009

Cep telefonu/ Cell Phone

FİGEN AYDINTAŞBAŞ’DAN: Dün uzun zamandır düşündüğüm bir şey yaptım. Halis’in yanında, onun cep telefonunu çaldırıp tepkisini gözlemledim.
Sesini algılayacagini umuyordum, öyle de oldu. Gozlerini açıp dikkatle dinledi. Buna ara sıra devam edecegim. Telefonu açınca sevdigi dostlarindan ikisi aradi tesadüf olarak. Once Yunanistan’dan Stavros , sonra İzmir den Güner Ağabey. Stavros Halis’le ozel bir dostlugu olan, İstanbula geldigi zaman bulusup meyhane ya da yemege gittikleri bir arkadasi. Mikrofonu acip guzel temennilerini duymasini sagladım..Güner Eliçin’in ise Halis’in hayatindaki yeri büyük. Eski dost, yoldas, arkadas olarak süren bir agabey-kardeş iliskisi onlarınki. Eşi ilknur, Çocukları Işın, Emin ve Defne’yle yaşıt Kerem de olmak üzere hepimiz bu dostluk çemberindeyiz. Halis’in telefonunu hep açık tutmayacağım. Çünkü insan bayağı kötğ hissediyor bazen. Ama zaman zaman deniyeceğim.

Saturday, June 13, 2009

Ayse'nin Katkilari ve Yeni Umutlar/ Ayse's Contribution and New Hopes


ASLI VE BEN, Ayse Dizioglu ve Ugur Koyluoglu'yla NY'da arkadas olduk. Her ikisi de icten ve son derece akilli bu ciftle yakin arkadas olmamiz cok uzun zaman almadi. Ondan beri de Asli ve benim hayatimizda buyuk yerleri oldu.

Ayse ve Ugur, annem ve babamla da NY'da tanisip karsilikli birbirlerine bayildilar. Cool halleriyle, Ayse'nin annesiyle benimkini hep benzetmisimdir zaten. Son yillarda NY'dan tatillerde cocuklariyla kalacaklari Yenikoy'de sirin bir evi heyecanla aldilar. Babamla da evin emlak ve insaati konusunda danismalarindan dolayi bayagi yakinlastilar.

Ayse her probleme cozumle yaklasan ve sonsuz pozitivite dolu bir insandir. Babamin durumuna yaklasimi da ayni oldu. Her konustugumuzda babamin kendini toparlamak icin vakte ihtiyaci oldugu, kendi hizinda bunu atlatacagini bize hatirlatti. Benim Ayse'nin dusuncelerine, sezilerine ve pozitif dusuncenin basarabileceklerine guvenim sonsuz.

Ayse gectigimiz hafta bize baska bir iyilik yapti ve yeniden icimizi umut ve aklimizi kararlilikla doldurdu. Babam icin yaptigi arastirmalar sirasinda Amerika'li Koma uzmani Doktor Robert J. Doman Jr'in bu yazisini buldu. http://bio-medical.com/news_display.cfm?mode=EEG&newsid=25
Yazida Dr Doman, komada olan hastalarin, hastanelerde tipik yapilanin cok ustunde bir seviyede, yogun bir stimulasyon programiyla ilerleme katedebilecekleri anlatiyor.

Bunun uzerine Dr Doman'i biraz daha arastirdim ve kurdugu NACD adli vakfa ulastim (NACD.org). Vakiftan edindigim Komayi Atlatma Programi baska bir cigir acti bizim icin. Babamin butun tinilarini gun icinde uyaracak, disiplinle yapilmasi gereken siki bir program verdiler bize. Su ana kadar gecirdigimiz vakit daha iyi degerlendirilebilirmis hissi uyandiriyor ilk basta. Ama onemli olan programa simdi baslamaktan ve uygulamaktan kaybedecegimiz yok, kazanacagimiz ise cok. Uygulamaya hemen geciyoruz ve annem, Asli, Sule bir arada babamda ilerleme saglamayi kafaya koyduk bu ay. Gelismeleri buradan bildirecegiz.

Ayse'nin bize bir baska harika onerisi daha oldu. Kendisi NY'un unlu pastacilarindan biri (Asli'nin dugun pastasini tatanlariniz bilirler). Son yillarda ise saglikli beslenme ve besinler konularinda uzmanlik edindi. Bize babamin besininin icerigini sordu ve bu durumlarda kullanilan bazi populer besinlerin icinde besin degeri dusuk misir surubu gibi yapay maddeler bulundugunu anlatti. Agustos ayinda, bir ay boyunca babama besin degeri yusek dogal bir karisim yapmayi onerdi.

Bize ogrettigin bu paha bicilmez bilgiler ve yanimizda oldugun icin tesekkurler Ayse....


ASLI AND I became friends with Ayse Dizioglu and Ugur Koyluoglu in NY. It did not take us long to become close friends with this sincere and brilliant couple, and since then, they have been an important part of our lives.

Ayse, Ugur and our parents met in NY, and both sides loved each other right away. I always thought Ayse's mom and mine, with their cool attitude, were very similar to each other. Ayse and Ugur became even closer to my dad in the last few years, after they bought a cute house on the Bosphorus for their summer vacations from NY with kids, and consulted with him on real estate, construction issues.

Ayse is a person who approaches every problem with solutions and is immensely positive. Her attitude toward my dad's situation has been no different. In every conversation we had, she reminded us that my dad needs time to recuperate and that he would recover at his own pace. I have unlimited trust in Ayse's opinions and the potential of what positive thinking can achieve.

Ayse helped us in a huge way last week and filled our hearts with hope and our minds with determination. In her research for solutions to my dad's situation, she encountered this article by the US coma expert Dr. Robert J. Doman Jr. http://bio-medical.com/news_display.cfm?mode=EEG&newsid=25
Dr Doman explains in the article that comatose patients can improve by an intense stimulation program, above and beyond what is typically done at hospitals.

After reading this, I researched Dr. Doman a bit more and got in touch with the organization he founded called NACD (www.nacd.org). The Coma Recovery Program that I obtained from the foundation opened new windows of opportunity for us. NACD gave us a regimented program to stimulate all my dad's senses every day, which requires a disciplined execution. At first look, the program made me think of the time passed in the last 5 months that could have been used in a better way. But the important thing is that there is nothing to lose and a ton to gain from starting the program now and executing vigorously. We are immediately starting it and my mom, Asli, Sule and I are determined to get results in the next month. We will be reporting on the progress here.

Ayse had another terrific recommendation for us. She is a well-known pastry chef in NY (those who were at Asli's wedding and tasted her cake know), and, in recent years, she became an expert in holistic nutrition. She asked us what the contents of my dad's nutritional pack was. She said that the solutions that are typically used in these situations are often poor in nutritional value and filled with artificial ingredients such as high fructose corn syrup. She offered to make a solution that is natural and high in nutrition for 1 month in August.

Ayse, thank you for teaching us this invaluable info and for being with us....

Monday, June 8, 2009

Şule II


Şule babamla sohbet ederken..

Sule talking with Dad...

Şule...


'Şule'yi Allah gönderdi' lafını duyarsanız, abartıyorum sanmayın. Şule tam 2 aydır gündüzleri babamın yanında bakıcı olarak kalıyor ve babama olan şefkati, tıbbi konulardaki dikkati, güleryüzü ve bitmeyen enerjisi nedeniyle bazen kendimi 'Şule'yi Allah gönderdi' derken yakalıyorum. Şule'yi tesadüfen tanıdık, hızlı karar verdik, bir gün bile pişman olmadık. Annem hastanede olmadığı saatlerde gözü arkada kalıyor, birinin tüm gün babamın yanında durmasını istiyordu. Belki vesvese diyeceksiniz, ama insan rahat edemiyor işte.... Şule'yle çalışmaya bu sayede başladık. Ve kısa zamanda güvenimizi kazandı.

Şule aslında hastabakıcı ya da hemşire değil. İki kız çocuğu annesi (Tuğçe be Batül) bir ev hanımı. Ama babamı gün içinde inanılmaz bir dikkatle izliyor, hemşirelerde bizim oda arasında mekik dokuyarak babama yapılan her işlemin takipçisi oluyor. Böyece gündüzleri dışarda iş güç peşinde koşarken gözümüz arkada kalmıyor.

Şule her sabah, ta Ümraniye'den uzun bir yol kat ederek Nlşantaşı'na Amerikan Hastanesi'ne geliyor. Otobüs, sonra Üsküdar'dan motor, sonra tekrar otobüs. Sabahları önce babamla biraz sohbet ediyor, günlük gazeteleri, özellikle Milliyet ve Radikal okuyor (Babam bu gazeteleri severdi). Ardından babamın sandalyey oturtulması sürecinin içinde. Sonra fizik tedaviyle ilgileniyor, hem fizik tedavi seansı sırasında Ayla Hanım ya da Alper Bey'e yardımcı oluyor, hem de daha sonra aynı hareketleri kendi yaptırıyor.

Cumartesi günleri bazen 13 ve 15 yaşlarındaki kızları Tuğçe ve Betül'le geliyor. Bu babam için ayrı bir keyif. Resimde Betül ve Şule'yi babamın yanında görüyorsunuz.


WHO IS SULE? If you hear me say, "God sent Sule", so not be shocked. She has been taking care of Dad in the hospital as a private caretaker and with her affection for Dad, her sharpness, smiling face and loads of energy, sometimes I think she is God-sent! She was recommended by a friend at a time when Mom did not feel comfortable leaving Dad alone in his room. It may be too much sensitivity on our part but he needs constant care and attention and we are not there 24 hours. So we decided to hire Sule to spend the work day with Dad and have not been sorry.

Sule (read Shuleh) is neither a nurse nor a medical aide. In fact she is a housewife and a mother of two daughters in primary school -- Tugce and Betul. But she has been an enormous help for us throughout this time, spending the day reading, talking to Dad, helping with his physical therapy sessions and making sure he is well-attended at all hours. Sule has a loong commute from the Asian side to reach the American Hospital. (bush, boat, bus) She comes in and talks with Dad for a while. She then reads him his daily papers -- usually Milliyet and Radikal. Then it is time for the wheelchair and she helps with that operation. She is helpful to Ayla or Alper Bey in physical therapy. She also gives her own physical therapy during the day. On Saturdays, she brings one of her daughters to hang out with Dad and that must be a great joy for him to hear a young kid talking about school.

Saturday, June 6, 2009

Spasms

Babamın beyin dışında tüm vücut fonksiyonları gayet iyi seyrediyor. Bizler 'Aman nazar değmesin' havasındayken bu hafta hafta maalesef sıradışı spasmlar yaşamaya başladı. Bunu okuyunca hemen panik olmayın çok kötü bir şeyden söz etmiyorum. Ama kolları ve özellikle bacakları kasılıyor. Bazen bacakları o kadar kasılıyor ki hareket ettirmek mümkün değil. Sanki vücudun bütün gücü bacaklarda toplanıyor, çelik gibi oluyorlar. Hatta geçenlerde babam uykusunda bacak bacak üstüne atmıştı. Ben ayaklarını düzeltmeye çalıştım ama sonra vazgeçtim. Bütün gücümle o bacağı diğerinin üzerinden kaldıramadım.

Neyse bu hafta bu kasılmalar artınca doktorlar Lioresal diye yeni bir ilaca başladıdılar. Anladığım kadarıyla bu güçlü bir kas gevşetici ve ilk günlerde babamı biraz uykulu yaptı. Ama Doktor Ari Boyacıyan, zamanla bünyenin buna alışacağını ve uyku durumunun olmayacağını söylüyor. Peki bu kasılmalar neden oluyor? Ari Bey'e göre bu beklenen bir durum. Bir anlamda beyinceki hasarın bir yansıması ve bu dönemde artmasınn nedeni beyin br şekilde kendini reorganize etmeye çalışıyor, bunu yaparken de değişik şeyler deniyor.

Ama babam şu aralar rahat ve sakin görünüyor.

SPASMS -- We have been lucky over the past few months in the sense that, with the exception of the brain, Dad's body is functioning perfectly well. He is in good shape, maybe better shape than he was for a long time. Knock on wood. But of course the damage in the brain is affecting things and this week we have seen one of the unwanted outcomes. For some reason, this week he started having spasms in this legs and arms. I dont't want to scare anyone here. By spasms I mean his twitches his arms and his legs get sooo stiff that you cannot even move them. (A few days ago he put one leg over the other, kind of sitting cross-legged during his sleep. I tried to put one leg down and it was IMPOSSIBLE to move it. So stiff. I gave up)

Anyways doctors have started a new drug called Lioresal to deal with these spasms, that have increased noticeably this past week. It sounds like a powerful muscle relaxer and has made Dad kind of sleepy. But Dr Ari Boyaciyan says that this effect is temporary and when his body adjusts he will no longer feel sleepy.

So what are the spasms all about? It is, according to Dr. Boyaciyan, an indication of the amount of the damage in the brain. Something that he had been expecting. It is essentially a sign that the brain is trying to reorganize itself, trying to re-allocate functions of the damaged parts, looking for ways to re-organize itself...

But Dad seems all right now. The muscle relaxer is working and he seems a lot calmer...

Tuesday, June 2, 2009

Yatakta Dönmek /Turning in Bed


Halis'in hayatındaki bir başka ritüel, 2 saatte bir yatakta dönmek zorunda kalması. Sürekli yattığı için yatak yarası olmasın diye hastanede 2 saatte bir döndürülüyor. Resimdeki Mustafa, bu işi yapan hastabakıcılardan biri.

They have to turn Halis every 2 hours so he doesn't get bedsores. Mustafa is one of the aides who does this often.

Temizlik Ritueli /Cleaning



FİGEN ANLATIYOR: Bazı geceler, Halisin odasındaki kanapede kalıyorum. Her şeye rağmen evde yanlız kalmak yerine Halis'in yanında olmak rahat ve huzurlu oluyor. Halis gece boyunca sakin uyuyor, bazen de geceleri utanık olup gündüzleri uyukluyor. (Bu koma durumlarında olan bir şey. Uyku ritmi tersine dönüyor.) Geçen sabah 5 civarında Halis'in her gün yapılan temizlik ritüeli başladığında uyandım. Hemşireler Halis'e büyük ilgi ve sevgiyle bakıyorlar. İşte Halis'in günlük ritüeli şöyle: Önce vücudu sabunlu bezle tamamen temizleniyor. Ardından tüm vucuduna koruyucu yağ sürülüyor. Saçı normal bir şampuanla yıkanıyor. Boynundaki ve midesindeki trakesomi ve gastrostomi bölgelerine pansuman yapılıyor, o bölgeler temizlenip yeni gazlı bez konuluyor. Ağız bakımı, ufak çubuklar ve dezenfektan maddeyle temizleniyor. Bu temizliği 2 hemşire yapıyor. (Her gün ayrı biri var ama resimde Arzu Hemsire ve Naime Hamşire var.) Bu anlattığım temizlik gun aşırı oluyor ve yaklaşık 45 dakika sürüyor. Böylece Halis güne tertemiz olarak 'Merhaba' diyor.

FIGEN'S ACCOUNT: Some nights, I stay over in Halis's room at the hospital. It's not at all uncomfortable, and much nicer to spend the evening in his presence than alone at home. Halis sleeps through the night quite peacefully. But there are nights that he is awake -- and days that he sleeps. THis is something that happens in a vegetative state, sometimes sleep cycles get upside down. The other night, I woke up around 5 when the nurses came for his daily cleaning ritual. It was interesting to watch, so i wanted to share it with you. First off, the two nurses, in this case Arzu and Naime, washed his body with a soapy piece of tower and put on lotion all over his body so he does not dry up. Then washed his hair with an ordinary shampoo. Then they cleaned with a sterilizer his throat where he has trachostomy and his belly, where he has a feeding tube, and put on fresh bandages. They clean his mouth and teeth with a special solution. It is mostly two nurses who do this and they do the whole ritual every other day. So Halis starts the day fresh and clean...

Saturday, May 30, 2009

Jimmy Hatırlattı /Jimmy's Reminder...

Figen Aydıntaşbaş'dan: Halis in durumuyla ilgili biz yakin çevresindekiler, onun durumundan bağımsız olarak zaman zaman iniş çıkış yaşamaktayız. Acaba bizler o anki ruh halimize göre halini, duruşunu, mimiklerini farklı şekillerde mi yorumluyoruz? Bu soruyu cevaplamak mümkün değil...

Her neyse.. Doktor Müjdat Bey'in taşlarla yaptığı terapi seansları devam ediyor. (İlerde taş terapisini ayrıca daha uzun anlatıcam)

Cuma günü, Nur Deriş'in arkadaşı Bayan Mercedes geldi ve Halis'e bir müddet İspanyolca konustu. Halis fizik tedavisi sonrasında yorgundu ve Franco'yu dinledigi kadar canla başla dinlemedi. Fakat 40 yildir Türkiye'de yaşayan ve bir Türk'le evli olan Bayan Mercedes'i tanımaktan mutluyuz.

Son iki haftanın en dikkate değer gelişmesi evdeyken sürekli ipod'unda dinlediği müziği kulaklıkla dinlemesi ve bunun yarattığı etki/uyanıklık oldu. Bunu İngiltere'de yaşayan ve erkek kardeşinin komadan uyanması için büyük mücadele veren Jimmy Moore hatırlattı. (Rory komadan uyandı) Teşekkürler Jimmy bu hatırlatma için. Çünkü odadaki diğer seslerden dolayı cd player ya da radyodan gelen müzik sesi zaman zaman dağılıyor. Kulaklıkla aynı değil...

FROM FIGEN AYDINTASBAS-- Those of us who are close to Halis and see him all the time can have different perceptions of his mood and progress. We have ups and downs, hopeful days and more pessimistic times. Is he really trying to say something or is it us thinking that he is? Is he looking like he likes that song or does he like that song? We think we can feel what he likes, what he doesn't like at this point. But who knows-- there is not scientific measurement to it...

In any case, we are continuing with all we can to stimulate him, Dr. Müjdat is continuing with his stone therapy (more on that later) and he is being taken care of in all other medical ways.

On Friday, we had a friend of Nur Deris, Ms. Mercedes, come by to speak to Halis in Spanish. He was a little tired after his physical therapy session and wasn't as alert as he was when he heard Franco. Still it was very nice to get to know Ms. Mercedes, who has been living in Turkey for 40 years and is married to a Turk, and no doubt Halis also appreciates that.

The most important development of the last two weeks was him listening to his favorites tunes on his ipod with a headset and really visibly liking it. This idea was suggested by our friend Jimmy Moore, who lives in England and has a brother who got out of a coma. Jimmy suggested that the cd player or radio sound in the room was difficult to hear and that it might be better to have him have headphones with songs that he liked. That really worked! Thanks Jimmy for that brilliant tip!

Monday, May 25, 2009

Kilo Vermek.../Weight Watchers...

Pazar günü babam yine tartıldı. Şu anda yaklaşık 70.6 kilo. Yani bu demek ki son 6 ayda yaklaşık 30 kilo vermiş! İşin (traji)komik tarafı, babam ömür boyu kilo vermeye çalıştı ama spor yapmaktan, hatta son yıllarda neredeyse hareket etmekten nefret ettiği için bir türlü başarılı olamadı. Şimdilerde sürekli yatmasına karşın kilo vermeyi başarıyor! Ama bundan kimse babamın beslenmediği sonucunu çıkarması. Doktorlar günlük kalorisini ve besin ihtiyaçlarını iyi ayarlıyorlar.

They weighed Dad again today. He is about 70.6 kilos, which is roughly 154 pounds. This means he has lost 30 kilos in 6 months... The irony is, he tried to lose weight all his life but hated exercise. Now he is losing weight and doesn't have to exercise at all... But don't get the idea that Dad is malnourished. Doctors are careful in calibrating his caloric intake and nutrition...

Friday, May 22, 2009

Gece ziyaretleri / Evening Visitors

Bu hafta babamın epeyi gece ziyaretçisi oldu. Pazar gecesi Füsun 6'dan sonra epeyi yanında kaldı, bebeklerinin sesini dinletti. Çarşamba akşamı Taylan Cemgil uğradı, babamla sohbet etti, yüksek sesle kitap okudu. Taylan'ın gözlemi bir hafta öncesine kıyasla babamın daha aktif olduğu yolunda. Bu gece de eski asistanı ve can dostu Müşerref babamın yanında. Müserref İskender, fırsat buldukça uğruyor, yüksek sesle babama babamın yazdığı öykü kitabını okuyor. (Maalesef henüz bastırma fırsatı bulamadık. Ama hikayelerden biri bu yıl Mimarlar Odası öykü yarışmasını kazanmıştı.) Babam kendi kaleme aldığı öyküleri dikkatle dinliyor.

Bu arada bir kaç hafta önce babamı dayım Mehmet'in Roma'dan arkadaşı Franco ziyaret etmişti. Franco babama İtalyanca ve İspanyolca konuştu. O anda annem de dayım da sanki İspanyolcayı anladığı izlenimine kapıldı. O yüzden bu aralar babama ya İspanyolca bir teyp ya da İspanyolca konuşan birini getirmek istiyoruz.

VISITORS- Dad has many evening visitors this week. On Sunday it was my aunt Fusun, who stayed for a few hours and made Dad listen to the sounds of her babies. Wednesday night Taylan Cemgil has stopped by, reading out loud to him -- which is a good stimulation for Dad. Then Muserref Iskender, his one-time assistant and good friend came over, spending a few hours reading to Dad from his short story book. (Little known fact, he has been writing short stories. Sadly, we haven't been able to get them published yet. But one of the stories received the Chamber of Architects annual story award this year.) Dad attentively listened to his own stories.

Meanwhile, we are looking for a Spanish speaker or a Spanish language tape. A few weeks ago when Franco, friend of my uncle Mehmet Demirel from Rome, was in Istanbul, he came and visited Dad and spoke to him in Italian and Spanish. Both Mom and my uncle thought that Dad was very attentive to Spanish.

Yemek sorunları / Food problems

Bildiğiniz gibi babam, bilinci hala kapalı olduğu için ağızdan beslenemiyor. Yoğun bakımdayken mecburen gastrostomi denilen bir operasyon geçirdi, midesine bir delik açıldı. Ancak bu delik sayesinde beslenebiliyor, ufak bir tüp sayesinde doktorarın 'mama' dediği sıvı besin midesine gidiyor. Ancak babam zaman zaman bu mamayı cok iyi tolere etmedi. Bu hafta da aynı şey yaşandı. Midesi bozuldu. Çarşamba gecesi mamayı tolere edemediği için doktorlar besini 24 saat kapatmak zorunda kaldılar. Mama aleti dün yeniden açıldı. Şimdi her şey yolunda gibi. Neyse ki...

As you might guess, dad is not able to eat or swallow. So he had to have a minor surgery when he was in intensive care, where they made a tiny hole on his stomach so he can be fed by a tube. It sounds worse than it is but this is how he is nourished-- a liquidy nourishment directly goes to his stomach. But on and off there have been times his body has not tolerated this food. Wednesday we had the same issue, when he got a really upset stomach. So the doctors had to turn the feeding device off for about a day. Luckily he is back on it today and everything seems to be fine.

Thursday, May 21, 2009

Nahit ve babam /Dad and Nahit on a Sunday




Nahit Öztürkcan, yoğun bakımdan çıktığımızdan beri her pazar gününü babama ayırdı. Bu dostluğun resmidir. (asağıdaki yazıya bakın ltf)

This is a picture of friendship. Nahit Öztürkcan, one of Dad's close friends, has been spending every Sunday since we left Intensive Care and moved to a regular room with Dad. (see the blog below)

Teşekkürler Nahit / Thank you Nahit, Thank you!


Bu yazıyı uzun zamandır kaleme almak istiyordum. Ama iş güç arasında ancak fırsat oldu. Sonunda annem yüzüncü defa 'Aslı lütfen babanla Nahit'in şu güzel resmini siteye koy' deyince ne kadar geç kaldığımı anladım. Size tanıştırmak istediğim, bu son 4 aylık macerada yanımızda olan bir dost var: Nahit Öztürkcan. Nahit'i nasıl anlatmak lazım? Uzun boylu, sakallı, esmer, son yıllarda hafif göbekli... Yani kafanızda tasarladığınız 'melek' tipiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Ancak bize bu süreçte verdiği duygusal ve pratik destek, hem babam hem de bizler için paha biçilmez değerdeydi. O yüzden onu da Halis'in Melekleri kategorisine sokmak durumundayız.

Nahit ve Bilge Öztürkcan, babam komaya girip bizim akıl ve duygularımızın havalarda dolaştığı ilk günlerden itibaren günlük hayatın pratik konularını bize hatırattılar, iş ve diğer konularda tavsiye ve yardımlarını esirgemediler. Hiç unutmuyorum, babam komaya girdikten 3 hafta sonra, Nahit'in eşi Bilge, elinde bilgisayardan print alınmış bir listeyle gelerek 'Bak Aslı, Nahit'le oturup düşünüp sizler için bir yol haritası çıkardık. Tavsiyelerimiz ve yapılması gerekenlerden aklımıza gelenler bunlar' dedi. Listedeki her madde, bizim ivediyetle yapmamız gereken ama henüz aklımızın köşesinden bile geçmemiş şeylerdi (Örneğin babamın sigorta poliçesini yenilemek). O liste hala masamda duruyor ve hala Bilge ve Nahit'in bizim o sersem halimizde verdiği aklı unutmuyoruz.

Ancak Nahit ve babamın dostluğu, iş, güç ve pragmatizmin çok ötesinde güçlü bir bağ idi. Bize desteği de pratik akıl vermenin çok daha ötesinde oldu. Nahit son 3 aydır her pazar gününü babama ayırdı. Nasıl mı? Yağmur, çamur yılmadan bıkmadan pazar günü eşyalarını toplayıp babamın odasına kamp kurdu, tüm gününü babama ayırdı. Babamla konuştu, tıbbı durumuyla ilgilendi, fizik tedavisine yardımcı oldu. Bunları yaparak hem babama varlığını sevgisini hissettirdi, hem de bütün zamanını hastanede geçiren anneme biraz dinlenme imkanı tanımış oldu.

Nahit, bu dostluğunu unutmayacağız.

FRIENDSHIP -- I have been wanting to write this for a long time but putting it off, until Mom said for the umpteenth time "Please don't forget to put that nice picture of your father and Nahit on the blog." Who is Nahit Ozturkcan? Well, he is tall, dark, has a goatie and lately a little belly. Hardly what coms to mind when you think of an angel. But god, he really has been among his guardian angels since Dad fell into a coma. His support for Dad and for us has been priceless.

Nahit and his wife Bilge Ozturkcan has been by our side since day one. You see Nahit was a close friend of Dad. I remember about 3 weeks after the coma, when Bilge came to the hospital with a printed sheet, reminding us of the practical things we needed to do, things like renewing Dad's insurance or remembering to pay his taxes! Believe me in our over emotional, shell-shocked state, that list was god-sent! I still keep it at my desk and we are still working through that.

But Dad's bond with Nahit far exceeded practical matters. So their support for us was far beyond giving advice or practical help. For the last 3 months since Dad has left Intensive Care and moved to a regular room, Nahit has made a point of spending his Sunday's entirely with Dad. Rain or shine, he came in the morning and left in the evening, reading, talking, playing music and very closely monitoring dad's situation. It is no easy undertaking for an adult man with family and we are so grateful to him for that. It has not only made dad feel his friend's presence, but also allowed mom to rest for a day,which under the circumstances has been priceless... We will not forget his kindness and dedication in our time of need.

4 ay /4 months...

Bugün 4 ay oldu. Babam tam 4 aydır yani 21 Ocak'tan beri komada.

It has been exactly 4 months today - dad has been in a coma since Janurary 21...

Tuesday, May 19, 2009

Türkan Saylan...


Babama Türkan Saylan'ın öldüğünü söylemedik. Şuuru tam anlamıyla yerinde olsaydı, Türkan Saylan'ın vefat haberine çok üzülmüş olurdu herhalde. Her Türk aydını gibi Halis Aydıntaşbaş da eğitim sorunun Türkiye'nin öncelikli meselelerinden biri olduğunun farkındaydı. Gerçi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi değildi. Ama yaklaşık 15 yıl önce Turkan Saylan'la tanışmış, derneğin binalarından birinin restorasyonu için Türkan Hanım'la epeyi sohbet etmiş, ondan sonra da ceşitli vesilelerle karşılaştıklarında hep laflamışlardı. Babam bugün hastanedeki odasında yatarken, Türkan Hanım'ın cenazesi bir kaç yüz metre ilerdeki Teşvikiye Camii'nden kalkacak, kortej hastanenin yakınında kıvrılarak Zincirlikuyu mezarlığına gidecek. 19 Mayıs günü anlamlı bir tören. Ne mutlu bu genç cumhuriyete. Babam gibi Türkan Saylan gibi yüzbinlerce idealist aydının çabalarıyla hep ileriye gitti...

Türkan Saylan -- We didn't tell Dad that Turkan Saylan, a prominent activist for secular education, has passed away. If Dad was in a conscious state, he would have been very upset at the news of her death, as well as her recent detainment under very questionable charges. Like many Turkish intellectuals, Dad knew that education was among the biggest problems in Turkey. He wasn't a member of Saylan's Organization to Support Contemporary Life, which was an NGO dedicated to secular education and scholarship for girls, particularly in eastern Turkey, but he had met Saylan about 15 years ago when she consulted him on a few things regarding a building renovation project. Dad had nice things to say about her and they would occasionally run into each other in various social events in Istanbul. As Dad lies on his hospital bed, Turkan Saylan's funeral today will be in Tesvikiye mosque a few hundred yards away. Then there will be a funeral procession, almost passing by the American Hospital on its way to the Zincirlikuyu graveyard. Today is May 19th, the day that marks the beginning of our war of independence led by Mustafa Kemal against invading armies. One cannot help think how great it is to be living in a country where idealism and the yearning for progress is still very much alive, in the deeds of thousands of people like Dad or Turkan Saylan.

Wednesday, May 13, 2009

Babalar Günü / Father's Day


Bu resim Anneler Günü'nde çekildi. Ama sanki o gün Babalar Günü gibidiydi.... 

This picture was taken this Sunday, on Mother's Day, which for some reason felt more like Father's Day....

Küçük Defne... / A Little Defne...


Bu haftasonu babamı ziyarete gelen konuklardan biri, uzun zamandır görmediği Taylan Cemgil ve ailesiydi. Taylan, bizler için özel biri. Babam Taylan'ın babasını üniversiteden tanırmış. Küçük yaşta babası Sinan Cemgil'i kaybeden ve Almanya'daki annesi Şirin Cemgil'den uzakta yaşamak zorunda kalan Taylan, babaannesi Nazife Hanım ve dededi Adnan Cemgil'le büyüdü. İki kızı olan babam, kızları yaşındaki Taylan'da hep biraz erkek çocuk keyfini yaşadı. Hatırlıyorum bir keresinde ailecek Taylan'la Gümüldür'e gitmiş, giderken Bandırma vapuruna binmiştik. Seyahatte babam ve Taylan, büyük bir keyif içinde hep gemiler nasıl yüzer, arabalar nasıl çalışır gibi teknik meseleler konuşuyor, bol bol gülüyordu. Defne daha küçüktü ve Taylan ve ben ortaokul çağlarındaydık. Hayatta ilk ve son kez babamı kıskandığımı, Taylan'la arasındaki erkek erkeğe diyaloğun parçası olamadığım için burnumdan soluduğumu hatırlıyorum.

Neyse... gel zaman git zaman, Taylan büyüdü, gitar çalmayı öğrendi, koskaca adam oldu, üniversitelere gitti, bilgisayar mühendisi oldu, sonra doktoralar yaptı derken Aslı Cemgil'le evlendi. Uzun yıllar İngiltere'de kaldıktan sonra İstanbul'a taşındılar. Taylan Boğaziçi'nde hoca. Taylan ve Aslı'nın Defne isimde miniminnacık ama cin gibi bir kızları var. Tam bir lokum. Pazar günü ailecek babamı ziyaret ettiler.

Kim ne derse desin, Taylan'ın sesini duymak ve Defne'nin 'Çabuk iyileş' diye minicik elleriyle babamın elini tutması babamda gözle görülür bir heyecan yarattı. İstanbul'a hoşgeldin Taylan ve ailesi...

VISITORS- Among the people who visited Dad this weekend was Taylan Cemgil and his family. A little background here. Taylan is a very special person for our family. His Dad is a college friend of Halis. Taylan's parents were both politically involved people. He lost his Dad at a very young age and his mother Sirin had to live overseas in Germany through much of his childhood. So Taylan pretty much lived with his grandparents Nazife and Adnan Cemgil on the Asian side of Istanbul.

Dad was the proud father of two daughters but I always suspected that he felt a special bond to Taylan, undoubtedly thinking at times how much fun it would be to have a son. I remember one time we were all on vacation in on the Aegean coast and Dad and Taylan would spend hours talking about cars or engines. They were having a good time and believe it or not, I was jealous! 20 years later comes my confession -- that was the first and last time that I felt jealous of Dad and resentful for being a girl.

Taylan of course eventually grew up, got to be a big man, learned to play the guitar professionally, went to college, got to be a computer engineer, then grad school and finally got married to Asli Cemgil. After living in England for many years, the Cemgil family now live in Istanbul. Taylan teaches at Bogazici and the couple have an adorable daughter named Defne! She is a Turkish delight -- tiny but super smart and energetic. On Sunday, they came to see Dad.

Whatever they say about EEG, there is no doubt that Dad felt excited at hearing Taylan's voice and having Defne putting her tiny hands on his and saying "Get well soon." Welcome to Istanbul Taylan and family...

Tuesday, May 12, 2009

Bir Dogum Gunu Kutlamasi/ A Birthday Celebration

ANNEMIN ANLATIMIYLA:

Cuma gecesi Halis'in uzun yillar calisma arkadasi Muserref hastaneye bir pastayla geldi ve yine bir calisma arkadasi olan Serdar'in dogumgununu kutlayacagimizi soyledi. Parti Serdar'a surpriz olacakti ve partinin hazirliklari Halis tarafindan yarim acik gozlerle izlendi.

Serdar geldiginde oda karartilmis ve fevkalade bir dogum gunu partisi atmosferine burunmustu. Heyecan doruktayken yakilinca 'happy birthday' melodisini calan mumdan muzik yukseldi ve Serdar saskinlik icinde kaldi. Candan Ercetin dinlendi, Halis'e tempo tutturuldu. Hastane odasi boyle bir senlik gormedi. Kutlama o kadar heyecanli oldu ki fotograf cekmek unutuldu. Ama pastadan Halis'in payini ayirmayi unutmadik. Nice nice yillara, Serdar.


IN MY MOM'S WORDS:

Friday night a long time colleague of Halis, Muserref, showed up to the hospital with a cake and said we will be throwing a surprise birthday for another co-worker of Halis and Muserref, Serdar. Halis followed the preparations with eyes half closed.

When Serdar arrived, he found a dark room. At the height of suspense, the candle that plays "happy birthday to you!" when lit went off and Serdar was quite surprised. We listedned to Candan Ercetin and moved Halis's arms with the music. The hospital room had not seen this type of celebration before. The celebration was so exciting that we forgot to take pictures. But we did not forget to save a piece of cake for Halis. Happy birthday, Serdar.

Yoğun günler... Busy Days

Son günler babam için oldukça yoğun geçti. Bir sürü ziyaretçisi vardı. Ayrıca EEG olayı makinedeki aksaklıklar nedeniyle yılan hikayesine döndü. Biliyorum hepiniz EEG sonuçlarını merak ediyorsunuz. EEG, ilk ölçümlerden daha iyi, ancak çok yüksek bir beyin faaliyeti göstermiyor. Açıkçası babamın klinik durumundaki gözle görülür gelişmelerden dolayı yanlız biz değil, tüm doktorları vekat hemşileri, ve tabii Şule Hanım, daha iyi bir sonuç istiyorduk. Ancak sabırlı olmamız gereken bir süreç. Doktor Boyacıyan, klinik durumdaki iyileşmelerin EEG'ye yansımasının 1,2-2 ay sürebileceğini söylüyor. Bu yüzden sabırlı olmamız gerekiyor. 

Tabii ki EEG'de daha iyi bir şeyler görmek istiyorduk, belki biraz kendimizi 'gaza getirdik'. Ama Beşinci katta babamla her gün ilgilenen doktorumuz Müjdat Babahan 'Klinik durumuda gözle görülür bir iyileşme' olduğunu, bunun yanlız bizlerin değil hemşire ve doktorların da gözlemi olduğunu hatırlatıyor. Yani sabır...

Dad has been pretty busy over the last few weeks, with a lot of visitors that we will talk about. The whole EEG thing turned into quite a saga because the machine kept breaking down. But all of you probably are dying to know the results. EEG shows that his brain activity is more than the initial measurements in January and February, but it remains low. 

To be perfectly honest, we were all expecting a miracle from this. For some reason, the improvement in his actual situation led us to increase our expectations. And not just us, the nurses, doctors, and Sule Hanim have all been hoping and thinking the EEG results would be higher. But alas, we need to be more patient and give him time to recover at his pace. 

Dr. Boyaciyan says that clinical improvements can take 1,5 to 2 months to show on EEG. Let's hope that will be the case and the next one will look better. In any case, as Dr Mujdat Babahan reminded us today, the improvement in his state is not something that is just observed by us. Other doctors or nurses are also thinking he is better. So we just need a little patience...   

Thursday, May 7, 2009

EEG


EEG ölçümleri buna benziyor. Bu babamınki değil yanlız bir örnek. Şimdi haber verdiler. Bizim EEG pazartesine....

This is not Dad's EEG results but just a random example to illustrate what EEG looks like... We just got the word that Dad will have his test on Monday... 

EEG'yi Beklerken.... Brain Scan Day

Babam iki gündür fena değil. Kah uyanık, kah uykulu... Bugün aslında 'EEG'si yapılacaktı', yani beyindeki faaliyeti ölçen bir makineye girecekti. Bütün gün heyecanla bekledik. Ancak EEG makinesi bozuk olduğu için Dr. Ari Bey ölçümün yarın yapılacağına haber verdi. Anladığım kadarıyla EEG beyindeki faaliyeti elektronik olarak ölçüyor. En son bir buçuk ay önce EEG'si yapıldığında çok yüksek bir faaliyet çıkmamış, bu da bizi biraz üzmüştü. EEG tek gsterge değil ama önemli bir gösterge. Fakat o zamandan beri babam daha aktif, daha tepkili gözüküyor. Biz de bunun yarın çekilecek EEG'ye yansıması için dua ediyoruz... Sonucu öğrenir öğrenmez buraya yazıcağız... 
 
WAITING FOR THE EEG-- Dad is all right-- at times sleepy, at times quite awake. We were waiting the whole day today for his EEG, which is an electronic brain scan, when Dr. Boyaciyan finally told us that the machine was not working and that they rescheduled the scan for tomorrow. This machine measures brain activity by electrical waves. It is different from MRI, which maps out the brain, and is a good way of measuring how much activity is going on in there-- although it's not the only indicator by any means. Last time he had an EEG scan was about a month and a half ago, and truth be said, there wasn't a high level of brain activity then. But that was the early days of coma and he was still under heavy anti-epileptic medication. Since then, he has been really awake and more reactive. We are hoping that is reflected in tomorrow's EEG. Will keep you posted...! 

Tuesday, May 5, 2009

Gulser Hanim


Gulser Hanim yillardir babamin heyecanli dogasindan veya isten gergin oldugu zamanlarda onu yumusak masaji ve tatli diliyle gevsetmisti. Halen babami her hafta hastanede ziyaret ediyor. Annem Gulser Hanimin ziyaretlerini soyle anlatiyor:

"Gulser Canay Halis in meleklerinden biri. Daha onceden beri arkadasimiz olan Gulser Halis'e masaj yapiyor, enerji veriyor ve iyimser mesajlariyla onu canlandirmaya calisiyor. Odaya girer girmez alcak sesle soyledigi 'Halis Bey ben Gulser, daha iyi olacaksiniz insallah' in tatli tonu ve aksani aklimdan cikmayacak sanki. Kendisi Bulgaristan Tatarlarindan ve bu halkin kulturune, folkloruna dair arastirmalar yapiyor. Ben yasli insanlardan derledigi soylence ve masallarin tiryakisiyim. Haziranda Kirim da bir kitabi basilacak. Tatarca da olsa kitaptan Halis'i haberdar edecegiz. Gulser in uyguladigi geleneksel dogu, cin masajinin Halis e cok faydasi oluyor."

For years, Gulser Hanim has been able to ease my dad's tension resulting from his excited personality and stressful work life. She continues to visit him weekly in the hospital. Here is more on her visits told by my mom:

"Gulser Canay is one of Halis' angels. Gulser who has been our friend for some time, tries to stimulate Halis' brain by her special massage and energy treatments, as well as her optimistic outlook. I will never forget the way she mutters in a soft voice "Halis Bey, Gulser is here. You will get better inshallah" as she enters the room every week. Gulser is a Tartar from Bulgaria and she does research on the culture and folklore of her people. I am addicted to hearing the old stories and tales that she collected from elderly Tartar through the years. Her book on the topic will come out in Crimea in June. Though the book will be in Tartar, we will make sure to let Halis know of it. Halis really benefits from the traditional Eastern and Chinese massage that she applies."

Sunday, May 3, 2009

Yeni Oda / New Room


Babam yeni odaya taşındı. 5540 no'lu oda açılınca, annem Cuma gecesi büyük operasyonu tekbaşına gerçekleştirerek babamı yeni odaya taşıdı. Aynı katta, iki oda yandayız. Ama yeni oda çok geniş, aydınlık ve ziyaretçilerin yüzünü güldürecek kocaman bir kanape var. Ayrıca babam yattığı yerden bakınca pencereden çok emek verdiği Şişli'deki Elit Plaza'yı görebiliyor. 

NEW ROOM --Dad has been moved to a new room. He is still on the 5th floor, but two doors down. Mom pulled this big operation Friday night and it feels great. The new room is spacious, has skylight and a comfy couch. From where he is lying, he can see the high-rises and the Elite Plaza in Sisli, one of his great contributions to Istanbul skyline.  

Saturday, May 2, 2009

Aşk.../Love...


Annem bu aralar çok güzel bir tempo tutturdu. Sabahları erkenden babamın yanına gitmek- tense gün içinde daha geç gidiyor, akşam geç saatlere kadar orada oluyor. (Bu sistem çok mantıklı oldu çünkü güzdüzleri zaten Şule Hanım hep orda.) Bu resmi gün akşam, annem babamla tatlı tatlı konuşurken çektim. Bana göre sevginin resmi. Sessizce aşk... 

SNAPSHOT OF LOVE- These days Mom has a new daily routine. Instead of visiting Dad early morning and coming home in the evening, she has been going over to the hospital later in the day, and spending time till late hours. It makes a lot of sense because during the day Sule Hanim is there and no point in duplicating efforts. I took this picture last night, when I found Mom sweetly talking to Dad and him listening. It's love, as Defne had noted a few weeks ago, albeit a quiet one... 

Hastaneden 1 Mayıs/ Labor Day Chaos

1 Mayıs yine Türkiye'de itiş kakış ortamında, geçen yıllar kadar olmasa da gerilimli geçti. DİSK ve diğer sendikalar Taksim'de kutlama yaparken, kim olduğunu bilmediğimiz bir grup, Şişli ve Mecidiyeköy sokaklarında polisle kovalamaca oynuyordu. Tabii Amerikan Hastanesi de bu gerilim ortamından nasibini aldı. Hastane yakınlarındaki göstericileri kovalayan polis gaz bombası atınca, öğle saatlerinde Türkiye'nin en nezih semti sayılabilecek Nişantaşı'nda göz gözü görmez oldu. Kuşkusuz 2009 yılında AB adayı bir ülkeye yakışmayan manzalar bunlar. Ama bizler açısından tam bir 1 Mayıs Klasiği! 

Neyse ki babam o esnada tekerlekli sandalyede günlük oturma seansında koridorlarda turlamaktaydı. Şule Hanım dışarıda olaylar olduğunu duyunca hemen odaya koşup pencereleri kapatarak babamın odasının gazdan etkilenmesini engelledi. Bu sayede 1 Mayıs-zede olmaktan kurtulduk. 

LABOR DAY CHAOS-- As usual, May 1st Labor Day was quite chaotic in Turkey. This year, major unions were given the right to have a symbolic gathering in Taksim for the first time and that went fine. But while that event was taking place, some smaller marginal groups were clashing with the police on the streets of Sisli and Mecidiyekoy. 

American Hospital was not unaffected by this silly back-and-forth thing. When police used fire gas against the demonstrators in Nisantasi, inarguably Turkey's most upscale neighborhood looked like Beirut a la 1975! Thankfully the events were over by early afternoon and for most of us in Turkey, this is classic Labor Day stuff! 

Dad was on his daily wheelchair session through most of this. Sule Hanim was touring the corridors with him. When she heard about the mayhem outside, she quickly ran back to Dad's room and shut the windows, so the gas would not come in. This was important because I believe some of the other rooms where patients or nurses could not immediately shut the windows -- on what was a gorgeous spring day- were affected. Alas... this is Turkey for you:) 

Thursday, April 30, 2009

Dr. Boyaciyan Ziyareti /Dr. Boyaciyan Visits

Amerikan Hastanesi nörologlarından Ari Boyacıyan, 21 Ocak'ta babamın komaya girdiği geceden beri yaşadığımız süreçte bizi hep doğru yönlendirerek ailecek güvenimizi kazandı. Şu safhada babamın vücut fonksiyonları arasında ters giden tek şey beyin, o yüzden de babama bakan doktorlar arasında en kritik iş nörologlara düşüyor. 

Herkesin 'Ari Bey' dediği Dr. Boyacıyan güleryüzlü, ama bir o kadar da gerçekçi konuşan bir bilim adamı. Bugün babamın odasına girerken ilk sözleri 'Duydum, duydum' oldu. Hemşirelerden dünkü gelişmeleri öğrenmiş, sevinmişti. Babamı muayene ettikten sonra 'Bunlar gayet iyi gelişmeler'  sözü, yüreğimize su serpti. 

Ari Bey'in dediği şu: Yavaş da olsa babamda ufak iyileşmeler ve kısa süreli takip var. Önemli olan bu ilerlemenin devam etmesi, durmaması. Bu trend devam ederse babamın şuuru açılma ihtimali her geçen gün artıyor. Ama, Ari Bey'in de hatırlattığı gibi, hiçbir şeyin garantisi yok. 

DR. BOYACIYAN VISIT - Neurologist Ari Boyaciyan from the American Hospital has been with us throughout our ordeal -- since January 21 when my Dad fell into a coma. We credit him with always giving us the most realistic outlook. Pretty much the only thing that is wrong with Dad is his brain, therefore the most critical task is with the neurologists. 

Dr. Boyaciyan, or "Ari Bey" as he is called by hospital staff, is a friendly doctor who is easy to talk with. (We find that with many of the doctors at the hospital, who have been sympathetic and helpful) . The moment he entered Dad's room today he said "Yes, yes, I have heard" regarding the crying and events yesterday.  He was very pleased. When Ari Bey said "These are very positive developments", it was music to our ears. 

What the doctor says is this: There are gradual improvements and short-term ability to follow things. The important thing is for this trend to continue. If this trend continues, the chances that he gain consciousness increases by each single day.  But as Dr. Boyaciyan reminds us, no outcome is guaranteed.  

Wednesday, April 29, 2009

An Unusual Day / Sıradışı Bir Gün

Something rather unusual happened this morning... Dad was sitting in a wheelchair, as he does every day for an hour every morning. Şule Hanım, his caretaker, was reading him the paper. We try to do this every day, omitting the depressing stories, in order to stimulate the brain. With vegetative state, you don't know what is happening inside the brain. But with someone as politically interested as Dad, the chances are reading is a good stimulation. 

Suddenly, Dad has made this unusual gesture with arms and legs, as if he is trying to sit up. Normally he has no control over limbs so Şule Hanım was very excited. He then looked at her in a very meaningful way. She talked to him and Dad started crying. Tears were coming down his face. 

Everyone on the floor got very excited. Şule Hanım called some of the nurses. Megi Hanım saw the scene. And so did one of the doctors. 

Before you reach a huge conclusion -- for someone in a vegetative state, it is impossible to know if crying is a voluntary act or just an involuntary physical reaction. But still -- it is something new. Along with a long look and the moving of the arms, it is very good news. 

SIRADISI BIR GÜN - Bu sabah çok hoş bir şey oldu. Babam her sabah oldugu gibi tekerlekli sandalyede oturuyordu. Bunu her gün bir saat boyunca oturtmaya çalışıyoruz. Gündüzleri kendisine bakan Şule Hanım da babama gazeteokuyordu. Beynini stimule etmek için babama her gün gazeteleri okumaya özen gösteriyoruz. Tabii iç kapatan haberleri atlamak kaydıyla... Bitkisel hayatta olan hastaların beyninde ne olup bittiğini, neyi algılayıp ne düşündüklerini bilmek imkansız. Ama şüphesiz Halis Aydıntaşbaş gibi siyasete meraklı birinin sevgili gazetelerinden mahrum kalması iyi olamaz!  

Şule Hanım'ı dinlerken babam bir anda elleri kollarıya sanki kalkınmak istiyormuş gibi bir gayretli hareketler yapmaya başladı. Sanki daha dik oturma çabası. Normalde babamın kolları ve bacakları üzerinde kontrolü yok. Ancak istem dışı hareket ettirebiliyor. Bu yüzden Şule Hanım çok heyecananıyor. Tam o sırada babam doktorların 'anlamlı' dediği şekilde bakmaya başlıyor Şule Hanım'a. O da ne demek istediğini, ne istediğini sorunca babamın gözünden yaşlar geliyor. 

Maalesef o sırada annem odada değil. Şule Hanım çok heyecanlanıyor, hemşireleri çağırıyor. Beşinci kattaki görevli Megi Hanım ve diğer doktorlar da babamın bakışlarını ve gözyaşlarını görüyorlar. 

Bitkisel hayatta olan birinin ağlaması, ille de üzüldüğü anlamına gelmiyor. Bazen bu hareketler istem dışı da olabiliyor. Ama yine de anlamlı bakışlar ve el kol hareketleriyle birleştirilince bir ilerleme. O yüzden bugün çok heyecanlandık. 

Şule Hanım her anlatışında ağladı, biz de her dinleyişimizde ağladık. Babamın tabiriyle bugün hepimiz 'salya sümük' ağlamaklıyız. 

Tuesday, April 28, 2009

Ziyarete Gelenler/ Visitors


Sezin ve Demir, Halis Dede'yi ziyaret ettikten sonra, Amerikan Hastanesi kafeteryasinda... St. Benoit'lilar babamin odasini doldurdugu gun.

Sezin and Demir at the American Hospital cafe after visiting Grandpa Halis... on the day when St. Benoit girls filled dad's room.

Coughing /Öksürmek

He coughed today! A major thing:) 

Babam bugün öksürdü! Büyük gelişme:)

Seeing Old Friends.../ Eski Dostlar...


... and meeting new ones. This picture is from six weeks ago, when  his old friends, Japanese archeologists Hitomi and Makito, visited Dad in hospital to show him their newborn son, Yura. Dad adores babies. He looked and looked...

...ve küçük yeni dostlar. Bu resim 6 hafta önce çekildi. Annem ve babamın yakın dostu olan Japon arkeolog çift Hitomi ve Makito, İstanbul gezileri sırasında yeni doğan bebekleri Yura'yi babamla tanıştırıyorlar. Babam bebeklere bayılır. Uzun uzun bakıyor...

His Daily Routine / Günlük Rutin

Dad is in the advanced stages of vegetative state. He is still technically comotose and doesn't have full awareness, but can follow people and objects for short periods. He cannot respond, but most likely comprehends a lot. 

He is lying down in the hospital bed most of the day, but the staff are careful to make sure they change his position every 2 hours. His day starts with very gentle exercises for 20 minutes, designed to move his limbs so he doesn't move those muscles. At 11, they move him with a lift and put him on a wheelchair for half an hour. His eyes are on and off open throughout this. He can breathe on his own. A feeding tube provides nutrition. 

God knows Dad was overweight over the last few decades. The one good about all this is that he lost a lot of weight and looks very handsome!  

TÜRKÇE- Babam 'bitkisel hayat' diye tanımlanan medikal durumun üst seviyelerinde. Teknik olarak hala komada ve bu yüzden de bilinci tam yerinde değil. Ama insanları ve objeleri kısa sürelerle takip edebiliyor. Bir ay önce bu aşamaya geldi ve bu bizim için güzel. Aynı zamanda umut verici. Muhtemelen, sandığımızdan çok daha yüksek bir algılama gücü var. Ama beyin kendi vücuduna komut veremiyor. 

Günün büyük bölümünü hastanede yatarak geçiriyor. Yani Amerikan Hastanesi 5'inci kat. Hastane personeli, her iki saatte bir babamı döndürerek pozisyon veriyorlar. bunun nedeni yatak yaralarının olmasını engellemek. Bu konuda personel çok dikkatli. 

Günlük rutini hafif sayılabilecek bir egzersizle başlıyor. 20 dakika boyunca biri gelip kollarını bacaklarını hafifçe ornatıyor, büküyor. Bu sayede kasların erimesini engellemek mümkün olucak.  Saat 11 gibi ufak bir vince benzeyen bir aletle gelip babamı yataktan kundaktaki bebek gibi kaldırıyor, tekerlekli sandalyeye oturtuyorlar. Bu da oturma hareketini hatırlaması için önemli.  Bu esnada gözleri kah açık, kah kapalı oluyor. Kendi kendine nefes alıyor. Haliyle çok iyi. Beslenmesi içinse mideye giden bir tüp var. Gün boyu besin doğrudan mideye veriliyor. 

Babamı tanıyan hepimiz son yıllarda ne kadar kilolu olduğunu biliyor. Bu sürcin tek iyi tarafı, yıllardır başaramadığı kilo verme olayı oldu. Epeyi kilo verdi ve son derece yakışıklı duruyor! 

Monday, April 27, 2009

Halis' Milestones

Every progress should be considered meaningful. Here are some of the latest developments with my dad:
  • Eyes open for the last month and a half
  • More alert/ awake certain periods during the day when he not only opens his eyes (which he does also inadvertently when he is moved or something bothers him), but also he looks like he is understanding/ listening (for the last 4 weeks). I have seen him consistently awake around 8pm Istanbul time for half hr 45 mn to an hour
  • He can follow his gaze if you start all the way on the edge of his eye to the middle - not waving your had in front of him
  • When he is awake, he gets tired and slips back into sleep. You can keep engaging him and extending the awake time by saving a good piece of gossip to that moment, kiss under his eyes or start a song he likes
  • He moved his head to noise in one direction, then to the opposite direction when the source of noise shifted last week
  • He coughed 2 weeks ago
  • He clears his throat
  • He held my mom's hand

Good idea to do things that remind him of daily life for example:
- putting his feet in his shoes and moving
- giving something in his hand and make him hold it
- telling him the date and then the schedule of the week often - just so he gets a bit of time perspective

Sunday, April 26, 2009

Ziyaretciler Icin...

Babam icin komada gecirdigi ilk 6 ay onemli. En cok ilerleme bu zamanda oluyor ve biz yakinlari ve sevenleri olarak yogun calismaliyiz. Ziyaret etmek bize hatirdan degil onun icin kollari sivamak icin olmali.

Amac: Beynini stimule etmek, uyanik/ daha diri oldugu zamanlari uzatmak. Bu harika bir link ve yapilmasi gerekenleri acikiyor. Lutfen ziyaret etmek isteyenler okusun.

http://tbi.unl.edu/savedTBI/coma/suggs.html

Benim gozlemlerim: Vurgulu konusmak gerekiyor. Uzuntulu, bayici konular degil heyecan uyandirici konular (hepimiz de oldugu gibi). Unutmayin ki sizi uyanik oldugu zamanlar duyuyor ve algiliyor. O yuzden durumu hakkina positif ve umut dolu bahsetmek sart. Aglamak kesinlikle no no! Simon & Garfunkel ve Elvis'in Moon River.

Saturday, April 25, 2009

Babam

Babam hayati boyunca onunla tanisan herkesi hayati zevke yasamasi, babacan hali ve tatli diliyle etkilemistir. 3 aydir sessiz ve etkiledigi yuzlerce kisi hastaneye geldi ve gelmekte. Hepimizin hayali o uyandigi ani gormek. Hayatta tanidigim en umut dolu insanlardan biri olan babam simdi bizden ayni sekilde umutlu olmamizi bekliyor.

Gecen sonbahar babam beni cok gormek istedigini soyledi. Ben de NY'da yeni isimden izin istemenin pek de ideal olmadigini dusunsem de 1 haftalik bir Turkiye tatili ayarladim Noel zamani. O bir hafta icinde babam keyifsizdi. Ama yine de bize calistigi saray yavrusu Sait Halim Pasa Yali'sini gostermek icin bir Pazar aile brunch'i ayarladi. Asli, annem, dayim, Fusun, ikizler hos bir yemek yedik. Babam hep boyle aile toplantilari organize etmistir. O masadaki hepimizden daha aile aktivitesine duskun oldugundan (buyuk bir ailede, akrabalar etrafinda buyukmekten olmali), onun bu organizasyonlarina ihtiyacimiz vardi. Yoksa biraz Amerikan ailesi gibi herkes kabugunda ara sira telefonda konusup 2-3 hafta rahat yasar giderdi bizim ailede.

Ben 31 Aralik'ta dondum. Yilbasini NY'da gecirmeye can atiyordum. Her zamanki gibi ben pasaporttan gecip el sallayincaya kadar bekledi annem ve babam.

Babam ben donunce doktora gitti. Anjiyoda damarlari tikali cikti. Acil bypass gecirmesi gerektigi soylendi. Herhalde 10 Ocak gibi ameliyat oldu. Endiseliydim. Ama herkes "Artik bypass apandisit ameliyati gibi" dedi. Sonra Asli'nin cektigi babamin hastane yataginda keyifsiz, yaninda annemin gulen fotorafi endiseleri yatistirmaya yetti. Yanibasinda Amerikan Hastane'sinin kalp ameliyati fabrikasindan cikmis her hastaya verilen ucuz gorunuslu, kirmizi kalp seklinde yastik duruyordu. Komik diye dusundum. Insanlarin kalbi aciliyor, "all they get is this lousy pillow". Sonra eve cikti ama keyfi hic yerine gelmedi. Biz de bunu son yillarda ustune cokmus bikkinlik havasina verdik. Huysuzluk dedik. Zaten uc kadinla ayni evde yasamaktan hakkinda fikir uretilmesine alisikti babam.

21 Ocak'ta, 20 Ocak'ta Obama'nin yemin torenini iki ayri kitadan birlikte telefonda izledikten ve benim dogumgunumu kutladiktan sonra, babam hastaneye kontrole gitti. Harikasin dediler. Sonra Persembe 22 Ocak gunu Asli'nin telefonunu aldim. Yavas yavas onceki gun hastanede olanlari anlatti. Kavga ettiklerini soyleyecek sandim ama konusma beklemedigim bir yere gitti. Babam yogun bakimda uyutuluyordu.

Doktor bypass'den sonra babama pihti olusmasini onlemek icin kan sulandirici verdi. O gun kontrole gittiginde cok onemli olmasa da akcigerinde birikmis biraz kani aldirmasini tevsiye etti. Basit, oturma halinde, buyuk bir siringayla kani cektiler. Tam aksam trafiginde eve vardi. Hastane donusune danismanlik yaptigi Turkiye'nin buyumesinden bir pay koparmaya bakan oportunist bir Ingiliz grupla toplanti ayarlamisti. Bu tuhaf degildi, babam hep cok calisti. O yuzden de kendine bypass'dan sonra tam isrirahat luksunu vermedi. Toplantinin basladigi ust kata cikamadan yere yigildi. Ingilizler, kolonyalizmden alisiklar ya, tik demeden toplantilarina devam ettiler. Ambulans geldi yukarida hala Gebzeye arazi isleri konusuluyordu...

Ambulans sonunda evi buldu, babami yogun bakima goturdu. Endiseli bir halde iceri girdi. Annem ve ablam onu son bilincli gorduler. Babam o aksam 2 kilo kan kaybetti. Sonra sessizlik... Kalbi durdu. Suurunu kaybetti. Doktoru trafikte ulasmaya calisirken yogun bakim doktorlari ona mudahaleler yaptilar. Ve babami uyutmaya aliyorlar.

Ben isten can havliyle ciktim. Turk Hava Yollari'nin insani delirten telefon servisinde anlamsiz saatler gecirerek o aksamki ucaga yetistim. Cuma vardigimda ertesi gun babami uyutup, beynini sogutmayi durduracaklardi. Sonra da uyanmasi bekleniyordu. Babam Pazar uyanir, Sali da donerim diye dusunduk.

Ama uyanmadi...

Ilk hafta iltahap, sara nobetleri atlatti. Hep ha uyandi, ha uyanacak diye bekledik. Yine uyutma karari hayallerimizi yikti. Bundan sonra birkac hafta uyanmaz denildi. Onun uzerine ayaklarim geri giderek NY'a dondum. Gunluk hayatta anlam bulmak zor oldu. Hergun babamin durumu hakkinda bilgi aldim. Yakinlari komaya girmis ne cok insan varmis! Onlarin hikayelerini dinlemekle yetinmedik, detaylari bir bir sorup kafamizda karsilastirdik. Bildigimiz butun dualari okumakla yetinmedik, baska dinlere kuvvetli inanci olan tanidiklara onlarin tanrilarina da yalvarmalarini rica ettik. Adak adadik, reiki yaptirdik, burclari okuduk. Gittikce zaman beklentilerimizi uzattik, babamin bize geri donus hallerinin tanimini genislettik. "Ne zaman ve nasil olursa olsun"a gelmemiz zaman aldi ama anca o zaman kendimizi onun yerine koyabildik.

Bundan sonra simdiki durumu hakkinda ablam, ben ve annemden duyacaksiniz.